Olimpos Günceleri ile Blog Turları #1: Kayıp Ruh Yitik Beden - Ayla Koca | Duyuru ve Tur Takvimi

Öncelikle insan bir neşe doluyor. Olimpos Günceleri olarak, ilk blog turumuzu almakla iftihar ediyorum. Yaşasın Biz! Daha sonrada esas konuya esaslı bir giriş yapıyorum. Önümüzdeki 5 gün içerisinde Güncelerimizde belirli günlerde çeşitli aktiviteler olacak. Açıkçası bir çok blog grubu bu tarz turlar yapsa da , bizim ilkimiz olduğu için heyecanımız dorukta, yüreğimiz ağzımızda. 
Her şeyin ilki en güzeldir ve en özeldir. Bizde en iyisini ve en özelini yapmak için çaba sarf ediyoruz. İyi olur ya da kötü olur, zamanla düzeleceğinden eminim. Kimse emeklemeden koşamaz sonuçta.

Bütün grup üyeleri olarak gerçekten çok ama çok heyecanlıyız. Sanırım bütün bir sayfayı ''heyecanlıyız.'' yazarak bile doldurabilirim. İşte o derece bir heyecan.

Velhasıl kelam, aşağıdaki resim bizim tur takvimimiz:





Ya çok güzel değil mi? Ben burada bunu yayınlarken, okuduğum yerlerde belirlediğim alıntıları düzenlemeye başladım bile. Ayrıca 5 Kasım'da kitap yorumu yapacağım. Galiba fazla doz mutluluktan kalp spazmı yaşayacağım!


Elbetteki benim blogum dışında bakmanız gereken bloglar : 
Apollon Güncesi
Artemis'in Güncesi
Nyks'in Güncesi
Athena'nın Güncesi
Afrodit'in Güncesi

Çekiliş için detaylı bilgi : 
Olimpos Günceleri Facebook

Ve tabi ki de, çekilişe katılmayı sakın ama sakın unutmayın!


Öpücükler!
Share:

Beş Parasızdım ve Katilimi Arıyordum - Kitap Değerlendirmesi #2





 Beş Parasızdım ve Katilimi Arıyordum Arka Kapağı : "Bekir Tunç sağ elindeki silahı Oğuz Abi'ye, sol elindekini bana doğrultmuştu. Tabancamı iki elimle kavradım. Tetiği çekmemek için kendimi zor tutuyordum. Dudaklarının kenarından sarkan bıyıkları aralandı, acıyla sırıttı, gözlerime dik dik baktı.
'Ben seni gebertmemiş miydim lan velet' dedi boğazından gelen bir hırıltıyla.
'Bu işler satranç oynamaya benzemez, demiştin ama yanılmışsın salak Bekir' dedim alaycı bir sesle. 'Bu işler tam da satranç gibidir.'
Birbirine karışan üç el silah sesi, geniş ovanın üzerindeki boşluğa yayılıp yıldızlara doğru yükseldi."



YERLİ MALI YURDUN MALI HERKES ONU             OKUMALI!
Normalde bilinen ‘’kapağına göre bir kitabı değerlendiremezsin’’ anlayışının tam aksini yapıp, kapağının cafcaflı sarısına aldanıp aldım kitabı. Pişman değilim, hatta kapağına göre de kitap alınabilirmiş diye üzerine bastıra bastıra söyleyebilirim.
İlk başta kapağın üzerindeki noktalı harflerin noktasını göz sanmıştım. Ancak daha sonra olayı anladım .‘’Yahu bunlar namlunun ucu, nasıl göze benzetmişim?’’ diyerek efkarlandığım da ise kitabın yarısından çoğunu okumuştum. 
Derviş Şentekin gerçekten başarılı. Kitap içerisinde çok betimleme olmasa da, olay örgüsü insanı kitaba zamklayabilecek seviyede. Araya dereye sıkıştırılan küçük deyimler ise yazının dilini gerçekten samimi kılıyor.
Ben kitabı aldığımda değil seri kitabı olmasını, seri kitabı olsa bile ilk kitaptır falan diye düşünmüştüm. İşte yanıldığım bir nokta daha.
‘’Beş Parasızdım ve Katilimi Arıyordum’’ kitabı serinin ikinci evladıymış meğersem. Ben böylelerini seviyorum. Seri okumayı sevmeyen birisi olarak, hangi kitaptan başlarsam başlayayım bütün konuyu anlamayı seviyorum. En güzeli bu değil mi zaten?
Gel gelelim ki bunun da bir dezavantajı var. 
Misal beni bu kitap doyurdu. Yani gidip birinci kitabını merak etmedim. Edemedim yani. Tokum. Yani bu dezavantaj tam olarak okura değil, yazara. 
O zaman bu konuyu hıphızlı bir şekilde atlıyorum.

Konuya gelirsek, açıkçası ben Aksiyon- macera – romantik ağırlıklı bir şeyler bekliyordum. Yani öyle ki, satırları okuduğum yerde kulağımın dibinden mermiler geçecek, az uzaktan polis telsizleri duyulacak, boğazımda intikamın ve öldürme arzusunun ekşimtırak tadı kalacak. Ama ne oldu? Hiç biri. 
Kısa tutulmuş aksiyonvari sahneler dışında umduğum heyecanı yakalayamadım. 
Aşk konusuna değinmiyorum bile, çünkü kitapta aşk, alelacele ‘’bir tutam da aşk serpelim’’ diye geçiştirilmiş bir kısım gibi.
Konu ilginç miydi kısmına gelecek olursak? Cık diyorum ve hüzünlerimi belirtiyorum. 
Büyük ihtimalle ya benim beklentim doğaüstü derecedeydi, ya da gerçekten kitap hüsran deniziydi. 
Buna rağmen beğendim mi? Ziyadesiyle!
Onun dışında ekleyebileceğim pek bir şey yok gibi. İnanılmaz ciddiyet kıvamlı bir yorum yazdım ve kendime nedense az buçuk bile olsa yakıştıramadım. 
Velhasıl kelam, kitabı okuyabilirsiniz, zaman kaybı kesinlikle değil. Ama ve lakin beklentinizi çok yüksek tutmamanızda inanılmaz yarar var. 

Yazara saygılarımı sevgilerimi ve verdiği emekten dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.
Yazdığımı buraya kadar sabırla okuduğunuz içinde sizlere öpücüklerimi yolluyorum.
Share:

Karanlığın Elli Tonu - E.L James | Kitap Yorumu #1


Karanlığın Elli Tonu Arka Kapağı: 
Romantik, özgürleştirici ve kesinlikle bağımlılık yaratıcı...
Bu roman dengenizi sarsacak, sizi ele geçirecek ve ebediyen sizinle kalacak.
Ruhu yaralı genç girişimci Christian Grey'in karanlık sırlarının yıldırdığı Anastasia Steele, ilişkilerine son noktayı koyup bir yayınevinde çalışmaya başlar.
Ama Grey'e duyduğu karşı konulmaz çekim hâlâ etkisini sürdürmektedir. Grey yeni bir teklifle gelince ona karşı koyamaz. Nihayet her şey daha iyiye gidiyor gibi göründüğü sırada birden geçmişin hayaletleri ortaya çıkar. Anastasia, sorunlu, hırslı ve talepkâr Elli Ton'un sinir bozucu geçmişi hakkında, tahminlerinin çok ötesinde şeyler öğrenir ve ilişkileri bir kez daha tehdit altına girer.
Grey içindeki şeytanlarla savaşırken, Ana da hayatının en önemli seçimini yapmak zorunda kalır. 
Ve bu kararı tek başına vermelidir...




Bende bir popüler kültür yandaşı olarak, elli ton serisine başladım.
Olayın en başına dönecek olursak eğer, çevremde ‘’Christian Grey..’’ diye ağızlarının suyu bir bardak dolduracak kadar fazla akan kızlarcağızlara sordum, kim bu gri? Dediler ki, yoksa sen bilmiyor musun? Evet bilmiyorum. Ama o an bunun hezimeti beni kırdı geçti. Aldım elime akıllı telefonumu Google amcanın şefkatli kollarına sarıldım. Ve o zaman anladım ki, bu genç kızlarımınız aklını başından alıp, kapalı bir kutuya saklayan Christian, aslında ‘’sadist’’ ‘’Bad boy’’imiş. Eh birde ‘’Erotik roman’’ yazınca, anladım ben neyin ne olduğunu.

Zaman kaybetmeden bende gidip aldım kitabı. Ne yalan söyleyeyim, Grinin Elli Tonu’nu bir çırpıda bitirdim. Üzerine lıkır lıkır su içtim. Betimlemelerin ağır olmadığı ve daha çok olay örgüsüne dayanan bu kitap tam bir popüler kültür örneği. Bana Alacakaranlık serisini anımsatmadı değil, ama şöyle anımsattı; yazı dili ve olay örgüsünün ilerleyişi şeklinde çok yakın buldum. Zaten bir rivayete göre, Elli Ton’un yazarı sevgili E.L James, bu kitabı en başta Alacakaranlık-hayran kurgu şeklinde düşünmüş.

Velhasıl kelam, ben Grinin Elli Tonu’nu okuduktan sonra –seri kitap okumayı sevmeyen ben- ikinci kitabı okumazsam atın beni zulümlere diye ağıtlar yaktım. Hemen gidip kitapçı zeminini öpüp, Karanlığın Elli Tonu’nun yanı sıra, Özgürlüğe’de ton boyayıverdim.

Evet sonunda değerlendirme kısmına geldik.
Seri kitap okumayı neden sevmediğimi tekrar 50 ton serisinde pekiştirmiş oldum. Ayrıca bu kadar fazla erotizm bir yerden sonra ‘’yine mi bamya?’’ algısı uyandırıp ister istemez insanın hava-su-civa misali normal bir münasebetmiş gibi algılamasına neden oluyor. İnsanın ilk okuduğunda garipsediği cümleler ve uyanan hislerin yerin, ‘’seks yaptılar hı hı tamam’’ alıyor.
Dilinin akıcılığına bir şey söylersem, bir yıldırım düşer yakar beni. Dil akıcı, ama seks sıkıcı.
Gri’ etkisini bırakmadı bu Karanlık bende.
Ama ve lakin, sonlara doğru Bayan Robinson’un yaptığı çirkeflik bir tarafa, o Jack Hyde’in tam bir sinsi düşünceler uzmanı olması, ‘’neyse ya, üçüncü kitabını da okurum bence.’’ Diye içime bir şeyler serpmedi değil. 
Anastasia’dan öğrenmiş bulunduğum, parmağı bükme ve hayalara tekme hamlelerini kulağıma küpe edindim bile.

Bayan Robinson demişken, Christian formunu yitirmiş bu kitapta. Gri’de ki dediğim dedik bay ‘’hakim’’ gitmiş, yerine ‘’Anastasia beni bırakma nolursun!’’ diye kıza kul köle olacak kılıbıktan hallice bir Christian gelivermiş. Ayrıca o evlilik meselesi de beni adeta şok üzerine şoka soktu. Meğersem adam en başından beri yavru kedicikmiş.
Eh Anastasia’da duruma alışmış tabi, eski utangaçlığı, geri çekilmeleri bir köşeye bırakmış, her ne kadar kitapta bazı yerler bununla ilgili çelişkili cümleler kursa da kendinden emin bir genç bayan olmuş dünkü kız.

Mesela, önceden ‘’ay ben para kabul edemem.’’ Diye mırın kırın çeviren Ana, ‘’Audi A3’ü de seviyordum ama Saab daha güzel.’’ Diye ahkam kesmeye başlamış. Tamam abartmayalım, ama bence herkeste bir değişim söz konusu.
.Ayrıca oyun odası hakkında da ne kadar ileri bir hayal gücü olabilir diye düşünmedim değil.

Eski keskin Grey’i görmediğim için hüzünlendim.

Kısa sürede okuduğum kitapların başında geliyor elli ton serisi.
Yergi yapmış gibi görünsem de, yazarın hakkını hiçbir halde yiyemem. Popüler bir yazar olmak bir yana, ilk kitabında böylesine bir başarıyı elde etmenin kolay olmadığı görüşündeyim.
Sevgili E.L James’in kaleminesağlık diyorum.
Okuduğunuz için teşekkür ediyor, öpücüklerimi sunuyorum.
Share:

Kim beni ''MİM''ledi ? -Book Challenge Tag-


Yazı yazmanın aklımdan bile geçmediği bir günde, birinin beni ‘’mim’’lediğini farkedişimle adeta yerimden zıpladım. Uzun zamandır boş bıraktığım tarlaların hasat zamanı gelmiş. Ee, sonuçta Demeter neydi? Demeter emekti. Demeter ekmekti. Gel gelelim ki YGS mağduru bir Demeter söz konusu bile olamaz ama ne yapacaksın, el mahkum boyun bükük.
Belli ki, bana zulüm matematik sorularının yanında burada da yanıtlamam gereken sorular varmış. Eh tabi Ejenur durur mu? Yapıştırmış cevabı;

1- İlk Hayranlığım: İpek Ongun/ Bir Genç Kızın 
Gizli Defteri Serisi



 

‘’Anne lütfen al lütfen’’ diye defalarca karaya vurmuş balık gibi çırpındığımı hatırlıyorum. Yaklaşık olarak 3 defa bitirdim. Haliyle ilk aşkım Cüneyt oldu, Sonra bir ara Oktay’a gittim, Özgür’le evlendim. Güzeldi, ilkimdi. Ne yalan söyleyeyim, ben okumaya da bu seri ile başlayıverdim. Sonra patladı gitti.

2- Favori Serim : Millenium Serisi




Hey yavrum hey! Diye bir giriş yaptıktan sonra, seri kitap okumadığım aklıma geldi. Buraya da gelip Grinin 50 Tonu favorim yazacak değilim elbette ki. Sadece Ejderha Dövmeli Kız’ı okumuş birisi olarak yalnızca diğer kitaplarında ilk kitap kadar harikulade olduğunu tahmin edebilirim. Ne yapacaksın, herkesin bir popisi vardır. Benim ki de seri kitap okuyamamak.

3- Favori Kitabım : Koku



Bir sürü favori kitabım vardır, ama bu kitap..
Önce internetten birbirinden farklı yerlerden özetini okudum, sonra D&R’dan özel olarak jelatinli istettim. Jelatinini çıkarmadan bir ay boyunca izledim. Jelatinini çıkardığımda ise emindim. Biz birbirimiz için yaratılmıştık. Her kelimesini yutarak, her paragrafı sindirerek okudum. Benim için Tanrı-insan arasında bambaşka bir bağ kurmamı sağlayan, gerçekten düşündükçe derinlere inen ve asla hafızamdan çıkartamayacağım bir şaheser. Patrick Süskind’i getirin bana! Öpeceğim var.

4- Favori Erkek Karakterim : Sherlock Holmes



Ah, Sherlock! Adına fan fiction hikayeleri yazdığım, zekan üzerine sinsi planlar kurduğum, hayalimdeki yakışıklı adam.. Sana inanıyorum. Senin varlığına tüm kalbimle inanıyorum, ev adresini de biliyorum. Hazırla bohçanı yiğidim! Kaçıracağım seni bir gece yarısı.
Seni Robert Downey aşkımda canlandırmış olsa da, benim için Benedicth yakıştı sana.
Gel gör ki, ben kalp gözümle beğendim seni. Bak bu kadar aşığını bir daha bulamazsın. Değerlendir bu fırsatı, istemeye geleyim seni Mycroft’tan.

5- Favori Kadın Karakterim : Kadının Adı Yok



Duygu Asena, sen nasıl bir yazarsın bilmiyorum ama isimsiz karakterin tam da herkes! Feminen duygularım yine damarlarımda çağlarken, kitabın kurgusu aklımda bir kasırga.
İşte o kitaptaki kadın, herkes! Ve herkes aslında en özeli. En güzeli.

6- Favori Okuma Saatim : ‘’Canım ne zaman
isterse’’ saati.


Şaka bir yana, en verimli okuma saatim okulda matematik dersleri, teneffüs araları. Bir de günün canım sıkıldığı saatinde okurum. Belki bir oturuşta 10 sayfa belki tüm kitap. Kendimi durduramıyorum.


Yahu ben 20 kişiyi nereden bulacağım?Diye diye yakınırken, ekleyiverdim;
Ha 20 kişi bulamadım tabi ki ama o ayrı bir hadise zaten.

Mim'lilerim;
1-http://kitapprensesi.blogspot.com/
2-http://kitaperest.blogspot.com.tr/
3-http://zeynepslibrary.blogspot.com.tr/
4-http://kitapdedikodusu.blogspot.com.tr/
5-http://kitapsarayii.blogspot.com.tr/
6-http://ruyakitaplik.blogspot.com.tr/

NOT: Temamdan kaynaklanan küçük bir problem var, karınca duası gibi küçük fontlarla yazıyor. En kısa zamanda bir el atarım ben ya.

Ve son bir şey daha, Medcezir'de dinleyerek hafif bir aşk yaşadığım şarkıyı sizinle paylaşmak istiyorum, belki dinlemek gelir içinizden ; Mehmet Güreli - Kimse Bilmez
Share: