Konuş Benimle - Laurie Halse Anderson | Kitap Yorumu #22 |


***Tanıtım***
Konuşmak gittikçe zorlaşıyordu. Boğazım sürekli acıyor, dudaklarım kuruyordu. Geceleri uyurken çenemi o kadar sıkıyordum ki sabahları başım ağrıyordu… Ne zaman annemle, babamla ya da öğretmenlerden biriyle konuşmaya çalışsam ya kekeliyor ya da donup kalıyordum. Sorunum neydi benim? Melinda Sordino'nun bir sırrı var. Ama sırrını paylaşabileceği kimsesi yok. Bütün arkadaşları, hatta tanımadığı insanlar bile ondan nefret ediyor. Ve günden güne içine kapanan Melinda, çareyi susmakta buluyor. Yalnızlaştıkça susuyor, sustukça yalnızlaşıyor. Ta ki O ŞEY'den kaçıp saklanamayacağını, O GECE'yi unutamayacağını anlayana dek…
(tanıtım Bülteninden)


Sayfa Sayısı: 304
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: GO!

***Yorum***

Kitabın tanıtımını blogumda paylaşmıştım daha öncesinde. Kısa sürede okuyup bitirdiğim kitaplardan birisi olduğunu söyleyebilirim.
Hafif hafifte olsa konusunu tahmin etmiştim ve kitabın içindeki kısımları incelemiştim. Kitabın toplumsal konulardan birisi olan Kadına şiddet ve tecavüz gibi çirkin şeylerden birisine duyar gösterdiğini anlamak zor değil. Bu konuda yalın ve çıplak bir dille yazılmış olması da ekstra hoşuma giden şeylerden.
Ana karakter olan Melinda'nın duygu halleri ve ruh durumu bence çok güzel verilmişti. Zaten keskin bir dile sahip olduğu için, karanlık bir şeyler okuduğunuzu anlıyorsunuz. Bir yanınız kitabı okumaya devam etmek istiyor bir yanınız ise okumayı bırakmak istiyor. Tabi ki kitabı okumaya devam ediyorsunuz.

Toplumların kanayan yarası olan bu ŞEY, tecavüz insanları zor duruma bırakan ve kadınları hor gören erkek egomanyasının kendisini bir şekilde göstermeye çalıştığı bir tablo. Oysa kadın potansiyelinin küçümsenmesi, sadece fiziksel olarak yetkin olunmayışının bu kadar kaba ve yırtıcı bir şekilde verilmesi en büyük hatalardan birisidir. Tecavüz bir suçtur. Kimse zorla alıkoyulamaz ve kimseye zorla istemediği bir şey yaptırılamaz. Kitaptaki karakter olan Melinda, olayın net farkındalığında olmasa bile bu durumun onun hayatında yarattığı travma gözler önüne eksiksiz seriliyor.
Erkeklerin kendilerini bir şeyler sanmasıyla, güçlerini , iradelerini ve libidolarını kontrol edememesiyle bu olay gerçekleşiyor. Onlar için basit, bir kaç dakikalık zevk unsuru olan şey, bir insanın belki de birden fazla insanın hayatını karartıyor.
Kitaptaki o ŞEY, yani ANDY EVANS, gerçek hayatta var.

Bilmediğimiz yerlerde, tanımadığımız insanlar kitapta olduğu gibi belki de daha şiddetlice, ANDY EVANS'a maruz kalıyorlar. Buna dur demek gerekli. Erkek çocuklarınıza iyi bir eğitim vermek, kadınların sadece bir cinsel obje olmadığını onlara öğretmek yapılması gereken şeylerden yalnızca bir tanesi.

Kitabın böyle bir yere değinmesi çok güzeldi. Alıp okumanızı tavsiye ediyorum.











Share:

Ürperti - Maggie Stiefvater | Kitap Yorumu #21|


***Tanıtım***
Gözlerimi açtım, sadece Grace ve ben vardık, artık ondan ve benden başka hiçbir yerde hiçbir şey yoktu. Sanki öpücüğümü ve beni içinde tutmak istermişçesine dudaklarını birbirine bastırıyor, avcumdaki bir kuş kadar kırılgan bu anı tutuyordu.   soğuk
Grace senelerce evinin arkasındaki ormanda yaşayan kurtları seyretmiştir. Aralarından bir tanesi, sarı gözlü olan -onun kurdu- ise bakışlarına hep karşılık vermiştir. Birbirlerine tanıdık gelseler de Grace sebebini bilmemektedir. 

Sıcak
Sam ikili bir hayat sürdürmektedir. Kurtken, sevdiği kızın sessiz bakışları altında yaşamaktadır. Fakat her sene kısa bir süreliğine tekrar insan olmasına rağmen Grace'le konuşmaya cesaret edememiştir… şimdiye kadar

Ürperti
Grace ve Sam için sevgi, adını koyamadıkları bir his olmuştur. Ancak bir kez dile getirildiğinde görmezden gelinemez bir hal alacaktır. Sam insan formunda kalmaya çabalamalı, Grace ise onu yanında tutmaya çalışmalıdır. Fakat bunun için geçmişin yaralarına, şimdiki zamanın kırılganlığına ve geleceğin imkânsızlığına göğüs germek zorunda kalacaklardır...

"Ürperti giderek gözler önüne serilen bir gizeme, hakiki bir macera hissine ve hem insanlardan hem de kurtlardan gelen tehlikelere dair bir kitap." 
-The Sunday Telegraph-

"Kimi zaman şairane bir hale bürünen, her yaştan okuru kendine bağlayacak, çok güzel yazılmış bir hikâye." 
-Bookpage-
(Tanıtım Bülteninden)

***Yorum***

Ürperti bana geldiğinde Alican (Fanboyungünlügü) ile birlikte aynı anda okumaya karar verdik fakat ondan son haberleri alamadım. Benden sonra başlayıp benden önce bitirdiği için kendisine tepki koymam gerekirdi ancak bunu yapmadım çünkü bu benim tembelliğimden başka bir şey değildi. 

Ürperti daha önceden de piyasa da olan ancak yeniden basımına karar verilen bir kitap. İlk çıktığı zamanları hatırlamıyorum ve bilmiyorum ancak bu kitap elime ulaştığında Alican bana ''Kanka içine bak'' dedi. Kitabın içinde ne olabilir ki diye düşünürken, kitabın mavi yazı fontuyla karşılaştım ki, bu benim bütün kalbimi ele geçiren güzellikte bir şeydi. 
''Aman Tanrım Aliiiiiican, içi mavi!'' dediğimde aynı ''yuh yuh yuh'' tepkisini Alican da benimle birlikte verdi. En sonunda ben kitabın elime ulaştıktan sonra dedim ki ben okuyorum hadi görüşürüüüüs. Sonra ben açtım okumaya başladım. 
Ne yalan söyleyeyim arkasını okuduğumda da ilk başlarda kurt adam hikayesi olduğunu anlamamıştım, içini karıştırdığımda da bir Sam, bir Grace ağzından yazıldığını görüncede hafiften bir önyargılı davrandım. Fakat hepsi yanılgıydı.

Kurt adam hikayesi okumayalı uzun zaman oluyordu, ve bu uzun zamandan sonra gelen bir hikayeden başka bir şey değil. Uzun zamandır görmediğin bir arkadaşınla yolda karşılaşmaya benziyordu. 

Kitabı ana hatlarıyla özetlememiz gerekirse, kitap Grace isminde bir kız ve Sam ismindeki kurt-çocuk etrafında dönüyor. Bunlar birbirlerini hep bilen ancak gerçekten bilmeyen iki karakter. 17-18 yaşlarında olan bu karakterler derin bir duygu yoğunluğunda ve ancak son sayfalarda hareketlenen olaylar silsilesi içinde yaşıyorlar. 
Kitapta duygu yoğunluğu ve kasvet ister istemez çok fazla. İki karakter de anlatımı ve vurgulanışı çok güzel ve güçlü. Kitabın yazım tarzı ise keskin. Yumuşak, yastığa yatarmış gibi değilde, bir duvara yaslanmış hissi veriyor.

Kitapta olay örgüsünden ziyade yazım tarzı ve betimlemeler daha ön planda. Uzun zamandır olay örgüsü değil de betimlemenin çok ağır bastığı bir kitap okumamıştım. Unutmuş ve özlemişim ancak dediğim gibi uzun süre sonra bir arkadaşla sokakta karşılaşmak gibi bir etki bıraktı.

İlk kitabı okuduğum süreç zarfında ikinci kitabı herhalde bir kaç hafta sonra okurum diye aklımdan geçiriyordum. Ancak ilk kitap öyle keskin bitti ki, isteyerek ya da istemeyerek ikinci kitapta acaba neler oluyor diye aklım kaldı. Yine de hemen ardından ikinci kitabı okuyacağımı düşünmüyorum.

Kitabı öneririm, betimlemeleri ve yazımı sağlam. En en güzel özelliği ise fontları maviş maviiiiiş. 
Alın okuyun diyorum.


Öpücükler xoxo














Share:

Benden Korkma - Şevval Işık | Kitap Yorumu #20|



***Tanıtım***
"Sadece beni görmeni, sadece bana bakmanı ve sadece benim yanımda olmanı istedim." Gecenin ardından gelen gündüz, Kavga ve aşk, Kötünün içindeki iyi, Dünya dengede durabiliyorsa, muhtemelen bu karşıtlıklar yüzündendir. Hikâyesini hiç öğrenemeyeceğimiz insanları sadece tanıdığımız kadarıyla sevmek, onlardan korkmamak mümkün mü? Sevilmeye ihtiyacı olan genç bir kızı bütün varlığıyla seven, canı pahasına koruyan kişi ya bir katilse? Alexis ve Harry'nin yaşadıkları, tüm bu soruların cevaplarını arıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 240
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe

Yayınevi: Müptela Yayınları

***Yorum***

Bu kitap hakkında ne düşünsem emin değilim aslında. Yazarını bizzat tanıyorum ve ister istemez yakıştıramıyorum. Kitap Wattpad çıkışlı bir hikaye, wattpad'de iken okumamıştım ama görmüştüm. Hatrı sayılır bir okunmaya sahip güzel bir kitaptı. Şevval'in başka hikayelerini okumuştum ve onlar hoşuma gitmişti, Benden Korkma, One Direction Fan Fiction temasıyla yazılmış bir kitap olduğu için ister istemez dikkat etmemiştim.

Kitaptan biraz bahsedip yorumuma geçmek istiyorum aslında. Kitapta esas kızımız Alexis ve Asıl oğlanımız Harry. Arada bir Zayn, Louis falan bir görünüp kaçıyor ama çok önemli değil. Günlerden bir gün, Alexis görmemesi gereken bir şey görüyor ve Harry'de onun bu gördüğü şeyi burnundan getirmeye çalışıyor. Olaylar çok komplike. Alışılmış ve klişelenmiş, bir kötü çocuğumuz, bir iyi çocuğumuz ardından da bir masumcuk esas kızımız var. Birisi demişti, İpek miydi acaba hatırlamıyorum, artık kötü çocuk-iyi kız klişe değil, artık bir tür. Kitap türü, yazım türü falan. Çok haklı. 
!!Spoiler!! Şimdi kızımız masumcuk falan ama, aslında spoilere girmiyor galiba ya, her kötü çocuk hikayesinde olduğu gibi Harry, Alexis'e aşık oluyor. Ama arada bir bir sürü olaylar oluyor. Alexis aslında Eddie'yi seviyor, Harry sık sık Eddie'yi dövüyor ama Eddie hiç bir şekilde Alexis'ten uzaklaşmıyor, değil uzaklaşmak, tavır bile almıyor. Harry'i kuzenim diye tanıtıyor biri de gelip demiyor, ne kuzeni arkadaşlar? Sonra bir ara Harry kendi kendine gelin güvey oluyor ve diyor ki, ''O kız benim kızım, uzak dur!!!'' tamam sahiplenmen iyi hoş amma, ne bu hız?
Sonra Eddie bitti bir ara Eric geldi, onun olaylar ilk günde hızlı mızlı oldu her şey üç dakikada bitti. Benim buradaki olaylara sözüm yok ama yahu niye bu kadar hızlı?
Olaylar o kadar hızlı ilerliyor ki, takip edemiyorsun, anlam veremiyorsun, sayfayı çeviriyorsun ''Yine mi olay yahu?????'' diyorsun.
Belki, olaylar daha ağır ağır anlatılmış olsaydı daha ayrıntılı, o zaman düşüncelerim daha olumlu olabilirdi.

Ama yiğidi öldür hakkını yeme, dili güzeldi, bir kaç diyalogtaki belli kısımlar haricinde hoşuma gitti. Yine de 10/3 veriyorum. Belki ikinci kitabında daha başarılı adımlar atılabilir her yönden.
Kitabın kapağı da bence güzel, ben kapağını beğendim.


öpücükler xoxoxoxo











Share:

Gözlerindeki Canavar - J.M Darhower | Kitap Yorumu #19


***Tanıtım***
Kırmızı Başlıklı Kız, Koca Kötü Kurt'a âşık olursa… Ignazio Vitale iyi bir adam değildi. Onu ilk gördüğümde tehlikeyi sezmiştim. Karanlık ve öldürücü… Büyüleyici ve ürkütücü... İstediğim her şey ve ihtiyacım olan son şey... Saplantı…



Beni ağına düşürmesi, yatağa atması ve hayatına dahil etmesi çok uzun sürmedi. Onun sırları vardı, hayal bile edemeyeceğim sırlar… Gözlerindeki karanlık, ürkütücü ve heyecan vericiydi. O, yakışıklı prens maskesi ardına gizlenmiş bir canavardı ve maskesini çıkardığında her şey değişmişti. Ondan nefret etmek istiyordum. Bazen ediyordum da... Ama bu onu sevmeme engel olmuyordu.



Sayfa Sayısı: 448
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Yabancı



***Yorum***

Bu kitap hakkında tam olarak ne diyeceğimi bilmiyorum. Emin olunmaz ve umarsız duygular içerisindeyim ancak ve ancak bu kitap hakkında söyleyebileceğim en nadide şey, ''O NEYDİ ÖYLE!''
Kesinlikle erotik kitap kalbını kıran ve çok çok ser, karanlıklarla çevrili bir kitaptı. Baş karakter olan Ignazio, yani Naz, kesinlikle ağır, kendinden ödün vermeyen bir karakterdi ki bir kitapta olması gereken en önemli şey kendininden ne olursa olsun taviz vermeyen karakterlerdir.
Karissa ise, ben de Karissa'nın yerinde olsaydım bende gönlümü Naz'a kaptırırdım, ve belki de ondan daha tutuklu ve tutkulu bir aşık bile olabilirdim. Tanışmaları, olayların geçişi ve yaşanan şeylerin hepsi bir çırpıda olduysa bile aslında inanılmaz yavaş başladı. Kitabın bu hızlı ilerleyişi sonlara doğru durulmakla beraber, sonun yaşadığım aydınlanma sayesinde her şey açıklığa kavuştu. Yine de Naz, bence aşık değildi. Soğuk nevale olmasının yanı sıra, onda çekici gelmeyen bir şeylere sahip. Karissa 18 yaşında bizim miniğimiz zaten, farklı bir yaşam tarzı sürüyor olmasının nedenini kitabın sonunda anlasak bile, Vitale ile karşılaşması bambaşka bir olaylar doğuruyor. Ben aradaki yaş farkını fazla önemsemiyorum, Aşkın yaşı olduğunu düşünmüyorum. Kitap bu açıdan da çok tepki almıştı diye hatırlıyorum fakat bu benim gözüme batan bir unsur olmadı. Sert içerikler var mıydı, vardı. Bu konuda yapabilinecek pek bir şey yok. Sadece rahatsız olan okumamalı denilebilir. Ben rahatsız olmadım ve okudum, pişman da değilim.
İkinci kitabını da her ne kadar okumak istesemde emin değilim. Bir süre Naz'dan uzak durmak isteyebilirim. içimde deliler gibi bir heyecan yok, tabi ki ilerleyen zaman ne getirir bilemiyorum.
Ben kitabı sevdim, bu tarz kitapları okumaktan rahatsız olmayanlar mutlaka okumalı diye de düşünüyorum.
(1 günde okuyuverdim kitabı bu arada)



öpücükler xoxo
















Share:

Konuş Benimle - Laurie Halse Anderson | Kitap Tanıtımı


                            ***Tanıtım***
Sayfa sayısı : 304
Yayınevi: Go! Kitap
Konuşmak gittikçe zorlaşıyordu. Boğazım sürekli acıyor, dudaklarım kuruyordu. Geceleri uyurken çenemi o kadar sıkıyordum ki sabahları başım ağrıyordu… Ne zaman annemle, babamla ya da öğretmenlerden biriyle konuşmaya çalışsam ya kekeliyor ya da donup kalıyordum. Sorunum neydi benim?
Melinda Sordino’nun bir sırrı var. Ama sırrını paylaşabileceği kimsesi yok. Bütün arkadaşları, hatta tanımadığı insanlar bile ondan nefret ediyor. Ve günden güne içine kapanan Melinda, çareyi susmakta buluyor. Yalnızlaştıkça susuyor, sustukça yalnızlaşıyor. Ta ki O ŞEY’den kaçıp saklanamayacağını, O GECE’yi unutamayacağını anlayana dek…
Allah aşkına kapağı inanılmaz güzel görünmüyor mu? Böyle gizemli, karanlık ve çekici. Bu kitabı okumak istiyorum Allahım nütfen! Üstelik filmi de var ve Kristen Stewart oynuyor, delirmemek elde mi? Bence değil!
Share:

OGBT #16| Bir Başka Mavi - Amy Harmon | Yazar&Kitap Tanıtımı | Kitap Yorumu


*** Tanıtım***
TERSYÜZ'ün yazarından, hiç kimsenin "birisi" olmasının... alışılmadık bir dostluğun, umudun iyileşmeye ve kefaretin aşka dönüşmesinin hikâyesi.


Blue Echohawk kim olduğunu bilmiyordu. Gerçek adından ya da doğum gününden bihaberdi. İki yaşında terk edilmiş, bir başıboş tarafından büyütülmüş ve on yaşına kadar okul yüzü dahi görmemişti. On dokuz yaşına geldiğinde, yaşıtları üniversiteye ya da yeni hayatlarına doğru giderken, Blue hâlâ lise son sınıftaydı. Annesiz, babasız, inançsız ve geleceksiz Blue Echohawk aynı zamanda zorlu bir öğrenciydi. Sertti ve kendi bildiğini okuyordu. Ayrıca son derece çekiciydi. Yani, genç bir İngiliz olan ve sorun çıkaranları kanatları altına almaya meyilli ve Blue'yu çözmeye kararlı tarih öğretmeninin tam tersiydi.

Âşık olmak, kim olduğunuzu bilmediğinizde zor olabilir. Kim olduğunu ve sizinle neden birlikte olmaması gerektiğini tam olarak bilen birine âşık olmak ise imkânsızdır.

"Şimdiye kadar bir karaktere hiç bu kadar bağlanmamıştım. Mendillerinizi kapın ve uzunca bir süre oturmaya hazır olun, çünkü bu kitabı bitirene kadar bırakmak istemeyeceksiniz!
-Read This ~ Hear That-

"Amy Harmon'ın yarattığı hikâyeler ve karakterler, bir şekilde içime işliyor ve kalbimi yıkıp geçiyor."
-Brittany and Bianca Blab Books-

"Bir Başka Mavi'nin duygusal şiddeti okurları sarsacak. Amy Harmon büyüleyici bir hikâyeye imza atıyor ve bir kez daha okurlarını kelimelerin ötesinde etkilemeyi başarıyor."
-Romantic Reading Escape-
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 386
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Yabancı
AMY HARMON KİMDİR?

Amerikalı gazeteci, yazar
17 Eylül 1968 NYC

Amy Harmon, yazmanın yapmak istediği bir şey olduğunu erken yaşta fark etti ve büyürken zamanını şarkı sözü yazmakla hikaye yazmak arasında paylaştırdı. Buğday tarlalarının arasında, televizyonsuz büyümek ve eğlenmek için tek sahip olduğu şeylerin kitapları ve kardeşleri olması neyin bir hikaye olduğu konusunda güçlü bir duygu geliştirdi onda. Amy Harmon, muhteşem bir konuşmacı, bir ilkokul öğretmeni, bir ortaokul öğretmeni, evde eğitim veren bir anne ve Glayds Knight'ın yönettiği Grammy Ödüllü Saints Unified Voices Choir'ın bir üyesidir. 

Dört çocuğu ve güreşçi bir eşi vardır.





***Yorum***

Uzun süreden sonra buraya yorum girmenin hissettirdiği hazın tarif edilemeyeceği ile ilgili bir giriş yapmak istiyorum öncelikle. Sonrasına gelince, Ben Amy Harmon'un bundan önceki kitabı olan Tersyüz'ü okumamıştım çünkü bir şekilde bana çekici gelmemişti hatta fazla dramatik olduğunu düşünüp almaktan da kaçınmıştım. Bir başka mavi çıktığında ise nedendir bilinmez değişik bir sempati duydum ve Ezgi'nin de büyük ''Tersyüz çok güzeldi bu da güzel '' demesiyle bir şekilde turunu aldık.
Teryüz nasıldı bilinmez fakat bir başka mavi için söylemek istediğim belli başlı şeyler var. Kitap, Blue'nun başından geçenleri anlatmayla başlıyor, başlarda atarlı giderli bir çizgi sergileyen kızımız daha sonra olgunlaşıyor ve gerçekten okuyucuyu şaşırtıyor. Kitabın arka kapağında yazan Tarih öğretmeni vesvesesini görünce klasik öğrenci öğretmen ilişkisi olacağını düşünmüş hatta bu konuda dehşete düşmüştüm çünkü bazı noktalara kadar hep bekliyorsunuz, şimdi oldu ha olacak ha oldu mu falan diye. Fakat olmadı ve bunun içimi ne kadar rahatlattığını bilemezsiniz. Olmayan şey, belli kalıplara bağlı kalıp klişeleşmiş mutlu sona gidişti. Burada mutlu sona beklenmeyen bir yoldan ve farklı bir bakış açısıyla gidildi ki bunu çok sevdim. Karakterlerin güçlü kişilikleri ve kendilerinden taviz vermeyişleri ise beni özellikle çeken noktalar oldu.
 Kitabın bir yerinde oooooo tarzında bir şaşırma gerçekleştirmesem de genel olarak etkileyici bir kitaptı. İki oturumda bitirdiğim kitabın ilk seferinde 85 sayfa, ikinci seferimde ise 300 sayfa okumuş bulunmaktayım. Bu cümleden de anlayacağınız gibi kitap ziyadesiyle akıcıydı.
 Amy Harmon yeniden okur muyum bilinmez ancak, kitabı sevdiğim ise inkar edilemez bir gerçek.


xoxoxoxo öpücükler
Share:

[Blog Tur] Magnus Chase ve Asgard Tanrıları 1 - Yaz Kılıcı - Rick Riordan | Kitap Yorumu

***Tanıtım***Magnus Chase'in başına o güne dek yeterince iş açılmıştı. İki yıl önce annesinin kendisine kaçmasını söylediği o korkunç geceden beri Boston'da sokaklarda yaşıyor, polisten ve sosyal hizmetlerden yalnızca kafasını kullanarak kurtuluyordu. Magnus bir gün peşine bir başkasının düştüğünü öğrendi: Annesinin kendisini tembihleyerek uzak durmasını söylediği dayısı Randolph. Ancak Magnus, dayısından kaçmak isterken onun avucunun içine düşüverdi. Randolph ise İskandinav tarihiyle ilgili bir şeyler geveleyip Magnus'a bir yerlerde doğuştan hak ettiği bir şey olduğunu söyledi: Binlerce yıldır kayıp olan bir silah. Randolph konuştukça eksik parçalar bir bir tamamlandı. Asgard tanrıları, kurtlar ve Kıyamet Günü hakkındaki efsaneler Magnus'un hafızasında yeniden şekillendi. Ancak fazla vakti yoktu, çünkü o an bir ateş devi Boston'a saldırmakta ve Magnus'a kendi güvenliği ile binlerce masum insanın yaşamı arasında bir seçim yapmaya zorlamaktaydı… Bazen yeni bir yaşama başlamanın tek yolu, ölmektir.
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 568
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan ve Egmont Yayıncılık


***Yorum***
Öncelikle uzun zamandır bloguma yoruma girmiyordum, özlemişim yazı yazmayı. Bu sayfayı açmayı kitabı tanıtmayı bile özlemişim yahu! Şu üniversite beni alıp götürdü başka diyarlara, bayağı ingilizceye ağırlık verdim ama toparlayacağım inşallah hahaha.

Şimdi gelelim kuru fasulyenin faydalarına, ben öncelikle biraz Magnus Chase isimli arkadaşımızdan bahsetmek istiyorum. Bu arkadaşımız 16 yaşlarında, inanılmaz kuul ve fazla sivri bir arkadaşımız. Ancak evsiz, annesinin ölümünden sonra evsiz kalmış bir vaziyette. Sonra günlerden bir gün ilahi bir dokunuşla, hatta bir çok ilahi dokunuşlarla hayatı değişiyor. 16 yaşında bir evsizken bambaşka bir şey oluyor, ki bu duruma kendisi bile hayret ediyor.

Daha sonra, nehrin dibinden bir kılıç çıkarıyor ve asıl hikaye burada başlıyor. Kılıç çıkıyor, canavarlara karşı duruluyor ve bam! Ölüyor. Son.
Ama nasıl bir son? Bambaşka bir son, ki zaten bana göre hikayenin eğlenceli kısmı da buradan başlıyor.

Kitaptaki Magnus, Kurt Cobain'e dış görünüş olarak benzetilmiş ki bu zaten kitapta da üzerinde durulan bir unsur. Kitabın güzelliğinde değinmeden önce çevirisinden bahsetmek istiyorum. Çevirisini yapan kişi güncel deyimleri kullanmış ve bence çok yerli yerinde olmuş, hatta beni gülümseten nacizane yerler de kitabın o kısımları diyebilirim.

Konu olarak, mitolojiye ilgi duyan birisiyseniz bu kitabı seversiniz ki, Rick kendini kanıtlamış bir yazar. Dili akıcı ve sıkmıyor, ayrıca seviyeli ve eğlenceli. Çoğu kişinin aksine kitabın ince sayfa yapısını da ziyadesiyle beğendim.

İster istemez Demir Durid günlükleri ile kıyaslama yaptıysam da, Magnus bambaşka bir diyardı. Ben beğendim ve okumanızı tavsiye ediyorum.

Öpücükler! xoxox













Share:

OE#4 | Şeytan Tüyü - Julie James | Kitap Yorumu #18 |


                          ***Tanıtım***




Kader iki azılı düşmanı birbirlerinin kollarına atarsa…



Savcı yardımcısı Cameron Lynde, Chicago'da gizli kaçamaklar yapan onlarca senatörün tuttuğu onlarca otel odasının arasından, vahşice bir sevişmenin tuhaf bir cinayetle sonuçlandığı 1308 numaralı odanın yanındakini seçer. Ve Illinois'deki, bu özel davada görevlendirilebilecek onlarca FBI ajanının arasından, Özel Ajan Jack Pallas görevlendirilir. Özel Ajan Jack Pallas yıllar önce, beceriksizliği yüzünden kariyerini mahvettiği gerekçesiyle, savcı yardımcısı Cameron Lynde'i ulusal televizyonda rezil eden Jack Pallas'ın ta kendisidir.



…elbette ortalık birbirine girer.



Cameron Lynde'le birlikte çalışmak mı? Şaka mı yapıyorlar? Jack bunun belki de, yıllar önce Cameron yüzünden Chicago'dan sürüldüğü ve nihayet bu yıl geri geldiği için, kötü bir hoş geldin şakası olduğunu umuyor. Fakat fena halde yanılıyor. 



"Julie James bir harika! Kendinizi sesli gülmekten alamayacak ve size ait bir FBI ajanınızın olmasını isteyeceksiniz!"

-New York Times'ın en çok satan yazarlarından Sandra Hill-

(Tanıtım Bülteni)


Sayfa Sayısı: 470

Baskı Yılı: 2015

Dili: Türkçe

Yayınevi: Ephesus Yayınları


***Yorum***

Bu kitap kesinlikle şa-ha-ne!
Kitap bitti ve yatağımın üzerinde oturup, niye benim bir Ajan Pallas'ım yok diye üzüldüm.
Elinize alıyorsunuz, ilk sayfayı açıp , ilk sayfayı okuyorsunuz ve o andan itibaren kitabın içerisine hapsoluyorsunuz. Başladım ve bitirdim. Bugünlük yeter ya okumayayım daha fazla diye kendi kendime dediysem de görünmez bir güç beni tuttu sürükledi.

Oku, oku oku diye bir ses zihnime fısıldadı ve ben buna karşı koymadım tabi ki. 
''En büyük aşklar nefretle başlar''klişesinin bir kısmı olsa da bu iki aşığın ilişkisi hiç bir zaman nefrete dönüşmemiş. Sadece kısa süreli birbirlerine öfke tavan yapmış. Çoğu aşk kitabında olduğu gibi kitapta kendini tekrar yoktu ki bu mükemmel bir şeydi.

Küçücük bir özet geçmek gerekirsek, Cameron bir savcı ve yıllar önce çalıştığı davayı federal savcı istedi diye haksız bir şekilde kapatmak zorunda kalıyor. Kapattığı davada da Ajan Pallas var. Cameron gidip bunu Ajan Pallas'a söylüyor, sonra Pallas atara bir geliyor ki sorma..

Sen git, televizyoncu gazeteci ordusunun önüne ''Savcı kafasını kıçının arasına sıkıştırmış. Daha taşaklı biri vermeliydiniz.'' de. Oldu mu şimdi? (Buraya çok güldüm ama) Olmadı.

Sonra aradan 3 yıl geçiyor tabii.. ajan Pallas Nebreska'dan geri dönüyor ve o da ne ilk davasında Cameron tanık pozisyonunda! İşte kayışlar buradan kopmaya başlıyor. tut tutabilirsen..

İkisinin arasında itiraf edilemeyen bir çekim, asla itiraf edilemeyecek şey ve asla kimseye söylenmemesi gereken bir kaç küçük olay derken.. Havai Fişek patlaması!

Tanrısal bakış açısıyla yazılmış bir kitaptı Şeytan Tüyü. Ve ben gerçekten inanılmaz beğendim. İnsanı sıkmıyor ve o klişeleşmişlerden değil. Karakterleri sağlam ve belli çizgileri var. En sevdiğim şey zaten ağır karakterlerdir.

Ajan Pallas'a bir cast yapmamız gerekiyorsa.. Bu kesinlikle Tom Hardy olurdu. ( Bu adama aşığım )
Cameron Lyndnn için ise.. Riley Keough olur diye düşünüyorum. Aslında en başında Charlize Theron diye düşünmüştüm ama.. Dedim bu kadar Mad Max olmasın. (Yine de oldu)
Bu da çiftimizin fotoğrafı:



Bu kitap 10/7 'yi söke söke aldı be!
















Share:

Kızıl Yükseliş - Pierce Brown | Kitap Yorumu #17

***Tanıtım***
Ben dünyaları ateşe verecek kıvılcımım. Ben zincirleri kıracak çekicim. Ben halkımın ve esaret içinde yaşayan herkesin umuduyum. Çünkü biliyorum ki insan kendini köleleştiren adaletsizlikle özgürleşemez. Gelecekte, renk kodlarına göre sınıflara ayrılmış Toplum'un en alt sınıfını Kızıllar oluşturmaktadır. Diğer bütün Kızıllar gibi Darrow da, Mars'ı yeni nesiller için yaşanılır bir gezegen haline getirdikleri inancıyla günlerini madenlerde çalışarak geçirmektedir. Üstelik bunu severek ve isteyerek yapmakta, kanı ve teriyle çocuklarına daha iyi bir dünya bırakacağına inanmaktadır.


Ancak Kızıllar kandırılmıştır. Darrow, halkının yozlaşmış yönetici sınıfın kölesinden başka bir şey olmadığını keşfettiğinde adalet özlemi ve kaybettiği aşkının anısıyla hırslanır. İnsanlığın yeni nesil Altın hükümdarlarının güç için mücadele ettiği efsanevi Enstitü'ye sızmak için her şeyden vazgeçer. Hayatı ve medeniyetin geleceği pahasına en başarılı ve en vahşi Altınlarla rekabet etmek zorunda kalacak olan Darrow'un düşmanlarını yenmek için artık yapmayacağı şey yoktur… Bu, onlardan birine dönüşmek anlamına gelse bile.

İnce Kapak: 
Sayfa Sayısı: 448
Baskı Yılı: 2015
Ciltli: 
Sayfa Sayısı: 448
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus



***Yorum***

Bu kitap hakkında ne denir bilmiyorum açıkcası. Nutkum tutula tutula okuduğum ve tüylerimi ürperten bir kitap. Darrow ise şimdilerdeki yegane aşkımdan başkası değil. Tüyler ürperticiydi. Sayfalarca kitabın güzelliğinden konuşabilirim.

Darrow bir kızıldır ve hayatının böyle devam etmesini istemeyen biridir. Aslında tam olarak öyle değil. Hayatının böyle devam etmesini istemeyen kişi Eo'dur. Eo, Darrow'un karısı olmakla beraber aslında onu hayallerine bağlayan ve içindeki cevheri görmesini sağlayan kişidir.
Darrow sıradan bir cehennem dalgıcıdır. Her ay sonunda verilen Defne ödüllerini kazanmaları gerekirken yine Gama'lara kaptırdığında işin dolabını anlar. Defne sadece teşviktir, her zaman belirlenen kişi kazanacaktır ama bunu halka ya da çalışan kişilere söylemezler. Çünkü onlar sadece çalışmak için vardır ve hep çalışmaları gerekirmiş gibi davranırlar.
Darrow, yaratılan distopya hiyerarşisinde en altta yani Kızıllar ırkında bulunmaktadır. Kızıllar, bundan çok uzun süre sonra Mars'a yerleşmesi muhtemel insanlar için kendi hayatlarının bu tarz sefil olmasına gözlerini yuman fedakar insanlar olduklarını düşünürler. Aslında yanlıştır. Mars uzun süre önceden hayata ve yerleşime açılmıştır fakat bunu hali hazırda çalışan Kızıllara söylemezler.
İşte bu düzenbazlığa ve adaletsizliğe Darrow, karısının hayalini gerçekleştirmek niyetiyle baş kaldırır.

Eo, baş kaldırı yaptığı için öldürürlür. Ve geriye Darrow kalır. Darrow Ares'in oğulları diye bilinen bir ekibe alınır ve altın olmak üzere oymacıya gönderilir. Altınlar hiyerarşinin en üstünde bulunurlar, onların amacı yönetmektir ve tek yapabildikleri de aslında budur.

Kitap, sıradan bir distopyadan çok daha farklı, dili ve düşünceleri empoze edişi, filmografik yazımı okuduğunuz her kelimede sizi hipnotize ediyor. Dil ciddi bir dil ve karakter ağzı anlatımı var. Cümleler keskin. Yoğun olmakla beraber insanı yormayan bir akıcılığa sahip. Uzun zamandır okuduğum en iyi kitap diyebilirim. Distopya türünü pek sevmememe ve tercih etmememe rağmen okuduklarım arasında (bir çok kitap okudum ) açık ara farkla en iyisi olduğunu söyleyebilirim. Her kurgu başlı başına güzeldir fakat bunu yazmak ayrı iştir. Bu adam yazmış, bitirmiş işi yalamış yutmuş yani. Epik anlatımı ve aksiyonunun fazla oluşu ve bu aksiyonların körü körüne değil düşünce ve mantık işiyle hareket edişi şahaneydi. Daha fazla ne denir bilemiyorum. Verdiğiniz paranının her kuruşuna değecek bir kitap. Eğer hala okumadıysanız, gidip alın ve hemen okuyun. Ben okuduğum için çok memnun olmakla beraber bu kadar geç bir zamanda okuduğum içinde çok pişmanım.

Adım gibi eminim kitabı çok seveceksiniz!
Kitap tek kelimeyle mükemmeldi!




Öpücükler xoxo
























Share:

Mozart'ı Kim Öldürdü? Haydn'ın Kafasını Kim Kesti? - Ernst Wilhelm Heine | Kitap Yorumu #16


***Tanıtım***



"Bu vakalar, bir polisiye yazarı tarafından uydurulmadı. Söz konusu olan, müzik tarihinde gerçekten yaşanmış hikâyelerdir. Soruşturma yargıcı da, müfettiş de sizsiniz, sevgili okur. Bize düşense sizlere olguları sunmak. Gelin, bu esrarengiz vakaları ve cinayetleri elbirliğiyle çözmeye çalışalım."


Alman yazar Ernst Wilhelm Heine, "müzikseverler için cinayet hikâyeleri" sunuyor okura, tarihe mal olmuş müzik dehalarıyla ilgili. Hayal gücünün ürünü değil bunlar, gerçek olaylar...

Heine, polisiye yazarlığında bir devrim yapıyor: sürükleyici hikâyeler uydurmak yerine, inanılmaz gerçekleri açığa vuruyor. Mozart, Haydn, Paganini, Çaykovski, Hector Berlioz ve modern dansın ilahesi Isadora Duncan gibi ünlülerle ilgili sırların üzerindeki perdeyi aralıyor. Sayfalar ilerledikçe sıradan bir okur olmaktan çıkıp, kendinizi cinayetlere kafa yorarken ve yazarla birlikte gizemi çözmeye çalışırken bulacaksınız.
Sayfa Sayısı: 88
Baskı Yılı: 2012
Dili: Türkçe
Yayınevi: Can Yayınları


***Yorum***




Bu kitabı D&R'ın 5 tl indiriminde görüp almıştım. Konusu itibariyle ilgimi çekmişti çünkü arka kapağında bu bir polisiye romanı değil gibisinden bir yazı vardı.Yani bu demek oluyor ki gerçekleri önümüze sunacak. ki öyle de olduğunu düşünüyorum.

Kitap, Mozart, Hyden, Çaykovski, Paganini, Hector Berlioz ve Isodora Duncan ismindeki sanatçıların hayatlarının bir kısmını ele alıyor.

Bu da beni kitabı okuyup bitirdikten sonra google amcaya başvurup bu kimdir, bu nedir tarzında araştırma yapıp çoğunun eserlerini dinlememe yöneltti. Kitap kesinlikle ufuk açıcı bir kitap.

Yoğun bir dile sahip fakat akıcı. Ya da sonunda ne olacağını merak ettiğiniz için kendinizi durduramıyor da olabilirsiniz. Kitabı başladığım gibi bitirdim tek okuyuşta zaten az sayfa sayısı var ancak çoğu kalın kitaptan daha iyi olduğunu söyleyebilirim. 80 küsür sayfada ne demek istediğini o kadar iyi anlatmış ki. Çoğu kitap bunu yapamaz. Tek sıkıntım bilmediğim bir çok kelimeyle karşılaşmam oldu. Onları da sözlük yardımıyla hallettim. Okumanızı tavsiye ederim, kesinlikle ufkunuzu açıyor ve 80 sayfa 400 sayfa yoğunluğunda. Ben beğendim. Ayrıca genel kültür açısından da yararlı olduğunu düşünüyorum.




Öpücükler xoxo



















Share:

OGBT#15 | Bridget Jones'un Günlüğü - Helen Fielding | Kitap Yorumu |


***Tanıtım***

Bridget Jones'un Günlüğü, Modern kadının efsanevi ikonu!


Kilo 59 (belki bugün yemeyi bırakırsam yarına 2 kilo veririm), sigara 21 (ama yarın bırakıyorum, gerçekten), yüzümde kırışık var mı diye aynaya bakarak geçirilen dakika sayısı 230 (hayır, henüz çıldırmadım), bugün alınan kalori 2650 (yazıklar olsun), sevgili 0 


İşte karşınızda Bridget'in bekâr hayatı. Karbonhidrata veda etme hayaliyle güne başlayıp geceyi pizzayla kapatıyor, haftada üç gün spora gitme kararı ancak rüyasında gerçekleşiyor ve her ne kadar yalancı, bencil erkeklere geçit yok dese de dönüp dolaşıp en belalılarına rastlıyor… Eh, tüm bunlar size de bir yerlerden tanıdık geliyorsa sayfaları çevirmeye başlayın. Çünkü bu çılgın kadının hayatına ortak oldukça aslında hiç de yalnız olmadığınızı anlayacak ve başınızı kitaptan şaşkınlıkla kaldırıp şu cümleyi kuracaksınız: "Brıdget jones benim!"


"Bizi kolayca kendisine bağlayan başka bir kadın karakter var mıdır acaba? Ondan vazgeçmek mümkün değil!"
-Sunday Express-



"Bu kadına bayılıyorum! Günlük hayatta uğraşıp durduğumuz basit şeyleri öyle güzel yüzümüze vuruyor ki…"
-Jilly Cooper-



"Delicesine komik ve her sayfası zekâ fışkıran gözlemlerle dolu. Hayata bir de Bridget'in renkli gözlükleriyle bakın, pek çok şeyin değiştiğini fark edeceksiniz."
-The Times-
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı: 336
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus




***Yorum***


Herkesin bir Bridget'i vardır. Bu kitap öyle bir kitap ki ilk sayfadan itibaren insanı içine çeken ve yer yer ''Aaa bu ben değil miyim ya'' dedirten, son derece içten ve samimi tek kelimeyle harika bir kitap.
Bundan yaklaşık 3 sene önce bir tezgahta çok eski bir basımını gördüğümde alıp almamak konusunda kararsız kalmış ve almamıştım. Şimdi diyorum da keşke gidip alsaymışım. Bu kitabı, hatta bütün seriyi okumakta bu kadar geç kalmasaymışım.

Ama ne demiş eskiler? Geç olsun güç olmasın. Kitap biter bitmez gidip neden filmini izlemiyorum ben diye dağlara taşlara haykırasım geldi. Ve pek huyum değildir ama Bridget Jones'ları gidip DVD olarak alacağım ve koleksiyonuma parça ekleyeceğim
Her film için yapılmaz bu. Umarım filmi beni hayal kırıklığına uğratmaz. Çünkü kitabı okurken dehşet beğeniyle okuduğum için film bundan daha kötüyse hüzün kaplar dört bir tarafımı.


Ama filminn beni yanıltacağını sanmıyorum. Ne olursa olsun.
Bridget çoğu kişinin bildiği üzere, sigara sever, diyete bağımlı ve her ne kadar feminen yanı ağır bassa da hayatında erkeklerin olmasını isteyen bir kadın. Ayrıca 30'larını geçmiş ve herkesin sorduğu ''Aşk hayatın nasıl?'' sorusuna defalarca maruz kalan bir bayan.

Kitabın dili best of akıcıi diyaloglar zekice ve tam kararında tutulmuş mizah. Bir okuyucu bir kitaptan daha fazla ne bekleyebilir ki?

Ben Bridget'i çok sevdim ki zaten ilk basıldığı zamanlardan beri kendini kanıtlamış bir kitap.
Herkesin kendi içindeki Bridget'i bulması dileğiyle!

Öpücükler xoxox





Share:

Çekiççi - Kevin Hearne | Kitap Yorumu OE#3 |

***Tanıtım***
 "Demir Druid Günlükleri'nin adrenalin dolu bu üçüncü macerasında Hearne, baş döndürücü aksiyon sahneleriyle okuru kendinden geçirecek." 

-Publishers Weekly-

İskandinav fırtına tanrısı Thor tam bir başbelası. Kendisi, sayısız insanın hayatını mahvetmiş ve çok sayıda masum insanı öldürmüş bir tanrı. Viking vampiri Leif Helgarson yüzlerce yıl sonra intikamını almaya hazırlanıyor ve dostu olan son Druid Atticus O'Sullivan'dan bu kâbusa son vermek için yardım istiyor.

Atticus'un binlerce yıldır hayatta kalmasını sağlayan bir stratejisi var: 'Yıldırım fırlatabilen adamlardan uzak dur'. Fakat son evi olan Arizona'da işler kızışıyor. Kendilerine Tanrının Çekiçleri diyen Rus şeytan avcıları bölgede kol geziyor ve bir vampir savaşı çıkmak üzere. Defalarca uyarılmalarına ve bütün uğursuz işaretlere rağmen Atticus ve Leif birlikte Norse diyarı Asgard'a gitmeye karar veriyor. Yanlarına bir kurtadam, bir büyücü ve buz devlerinden oluşan bir ordu alarak, Valkyrieler, öfkeli Norse tanrıları ve koca bir çekiç kullanan Fırtına Serserisi ile yüzleşmek için yola çıkıyorlar. Savaş başlıyor!

"Muhteşem kurgusuyla yepyeni bir fantastik seri." 
-Kelly Meding, Three Days to Deacf'ın yazarı- 
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 370
Baskı Yılı: 2013
Dili: Türkçe
Yayınevi: Artemis Yayınları


***Yorum***

Bu seride bir şey var nasıl bir şey nasıl anlatırım emin değilim. Başlarken istekli başlamıyorsunuz ama bitmesini de asla istemiyorsunuz. Hele ki serinin 3. kitabı olan Çekiççi.. Öyle bir yerde bitti ki içime oturdu çok çok fenaydı.
İçimden bir ses geriye kalan 3 kitabı da al diye haykırıyor ve ben de o sesi dinleyeceğim büyük ihtimalle.

Sevgili Atticus'un en yakın vampir kankası Leif, Atticus'tan Thor'u öldürmesini istiyor ve olaylar silsilesi buradaa başlıyor. Heyecanlı. Fantastik kitapları sevmem ve pek okumamama rağmen bu seriye bayıldım. Herkesin kitaplığına fırlatıp ''oku şunu yehaaa'' diyesim var.

Bu kitap diğer kitaplara göre Atticus'un hayatıyla ilgili daha fazla açıklayıcıydı. Eski eşini, çocuklarını falan gördüm ve kıskandım. Atticus'a çok bağlanmıştım. Haksızlık. 

Thor'un tasviri kitapta öyle enteresandı ki, savaş esnasında Thor'un tüm süksesi gitmiş yerine Hello Thor Kitty kalmıştı. For example : 






E hal böyle olunca Thor'u ciddiye almadım bile. Savaşta da böyle bir Thor'a karşı kimin kazanacağını zaten anlamış bulundum.

Bu seriyi çok sevdim ve hakettiğini bulduğunu düşünmüyorum. Bu seri şu an ki durumdan daha iyi bir halde olması gerekiyordu.
Okunması gereken ve okunulduğuna asla üzülünmeyen bir seri. 6 kitaptan oluşuyor ve Çekiççi 3.kitabı. Gidin alın okuyun, okumayanlara zorla okutturun, Atticus'u sevmeyenlere de zorla sevddirtin!

10/7  veriyorum. O derece..

Öpücükler xoxo


















Share: