Kral İçin Hologram - Dave Eggers | Kitap Yorumu #30


***Tanıtım***
Müthiş Dâhiden Hazin Bir Eser ve Ne Nedir'in yazarı Dave Eggers'dan, çağın ekonomik buhranlarına ışık tutan bir roman: Kral için Hologram.


Amerikan edebiyatının 'müthiş dâhisi' Dave Eggers, Kral için Hologram'da yeni dünya manzarasını kapkara bir mizahla ele alıyor. Yaşam denen çölün tam ortasında, hükmen mağlup olduğu oyunu kurallara uygun oynamaya çalışan kahraman Alan Clay'in peşinde Eggers, Boston banliyölerinden Arabistan'a, toplantı odalarının kalabalığından otel odalarının ıssızlığına uzanıyor. Birileri çölde kumları süpürmekle meşgulken diğerleri yılgınlığa, iç sıkıntısına teslim oluyor ve herkes köşeyi dönme hayalleriyle avunuyor. Godot'yu beklercesine para kazanmayı, içine düştüğü karanlıktan sıyrılmayı bekleyen Alan Clay'in trajikomik hikâyesinin anlatıldığı Kral için Hologram'da Amerikan rüyasının ipliği nihayet pazara çıkıyor. 

Kral için Hologram, hayallerinden başka sermayesi olmayan ve beklemekten bıkıp usanmayan bir adamın kurtlar sofrasında yer edinme uğraşının, paranın gücüne tapılan bir dünyada kendi yolunu arayışının romanı.
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 296
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Siren Yayınları


***Yorum***


''Burukluk; çöküşün kabulü. Her yerdeydi, artık bizde de var. Karanlık bir alaycılık. İşte öldürücü olan asıl bu. Düştüğümüzün, bir daha ayağa kalkamayacağımızın işareti bu!''

Evet, evet evet.. Öncelikle her zaman yaptığım gibi bu kitabı alış maceramdan bahsedeceğim. Çünkü her kitabın okuyucuya ulaşmadan evvel geçirdiği bir süper macera söz konusudur. Bende şimdi bu kitabınkinden bahsedeceğim. Tamam çok müthiş bir macerası yok ama kitap yorumu bile girecek olsam ilk paragrafta bu tarz mini hikayeler anlatmak bence çok cici oluyor. Sizin bu konudaki fikrinizi bilemeyeceğim tabii. Şimdi, madem yazmaya başladım, burası da yorumun en sıkıcı kısmı hemen geçivereyim en makulü. 

''Tanrım diye düşündü, dünyanın bu bölgesi insanların yaşamasına uygun muydu sahi? Dünya çok derinlere inip,çok fazla ısıran pireleri bir silkinişte üzerinden atıveren bir hayvandı. Kımıldayacak olsa şehirlerimiz çökerdi; iç geçirse her yeri sel basardı. Bizim zaten en başta burada olmamamız lazımdı.''


Tam emin değilim fakat kitabı alalı bir ay olmuş olması lazım diye düşünüyorum. Günlerden bir gün bir alışveriş merkezinde gezerken olmazsa olmazımı gerçekleştirmek üzere D&R'a uğradım. Ve bir de ne göreyim, yaşhasın müthişli 10 tl indirimi! Tabi ki küçük bir tabla üzerindeydi ama kesinlikle çok fazla okumaya değer kitabın bir arada bulunduğu bir tablaydı. Yani Çok satan piyasa kitapları değil de, okunası klasikler ya da az satan türlerde güzel ürünler vardı. Ah, param yok, vah kredim yatmamış diye düşünürken, aman nasıl olsa bu kitabı er ya da geç alacağım şimdi olsun güç olmasın diyerek, almaya karar verdim. Zaten hikayenin geri kalanı burada başlıyor.

''Esas olan dünyadaki, tarihteki rolüne dair kontrollü bir farkındalık geliştirmektir. Çok fazla düşünürsen evrende hiçbir anlamın olmadığı sonucuna varırsın. Yeterince düşünürsen evrende bir noktacık olduğuna karar kılar, fakat bu noktanın kimileri için önem taşıdığı sonucuna varırsın. Yapabileceğinin en iyisi budur.''


Kapağının dizaynından müthiş bir şekilde etkilenip, arkasını bile okumadan aldığım bir kitap. Tamam taşlamayınız çok rica ediyorum. Kapak mühim bir şey sonuç itibariyle. Kitaplığımda durduğu sürede de gözüm takılıp bu kitaba gidiyordu. En sonunda madem bu kadar kesişiyorum ben bu kitapla, okumaya başlasam en hayırlısı olacak diyerek kitaba başladım. Daha önce sayfalarını karıştırdığımda okuduğum cümleler alışık olduğum kitap cümlelerinden daha düz gibi görünmüştü. Bu nedenle içimde hafif bir tereddüt vardı ki, ister istemez ilk 50-100 sayfa bu tereddüdüm devam etti. Fakat 100. sayfayı bile nasıl aştığımı fark edemedim çünkü kitap beni ustaca içine almayı başarmıştı.

''Alan dehşete düşmüştü. Suudi Arabistan'daki yargı sistemini tam bilmiyordu; fakat yine de, ele geçecek şeye kıyasla, alınan risk aşırı görünüyordu.
- Bu mesajlarla hayatını tehlikeye atıyor yani, öyle mi? Taşlayarak falan öldürmezler mi kadını?
Yusuf, Alan'a bir bakış attı. - Biz burada insanları taşlayarak öldürmüyoruz.
-Affedersin, dedi Alan.
- Kafalarını kesiyoruz.''


Kitabın hafif bir dile sahip olduğunu yukarıdaki cümlelerimin birisinde bahsetmiştim ama yeniden belirtme gereği duydum. Ayrıca değişik bir bakış açısına sahipti. Kitap genel çaplarıyla Amerikalı bir girişimci olan Alan Clay'ın bir iş için Suudi Arabistan'a gelmesi ve Kral ile görüşmek için çadırda işlerin devamını sağlamasıyla başlıyor. Alan, karısından yıllar evvel boşanmış, Kit isminde bir kızı olan 50'li yaşlarda bir abimiz. Daha evvelki girişimlerinin bir kaçı tutmuş olsa da istenilen verime ulaşım söz konusu olmadığı için batmış. Değişik bir iç hesaplaşmaya sahip olan Alan, fark edilmeyen, mülayim görünümlü de birisi. Kendi kafasında durmadan kuruyor, ve onlarla konuşuyor. Farklı kararlar veriyor. Yani düşündüğü ve uyguladığı tam olarak senkronize değil diyebiliriz.

''Kaderinde tek bir insan olması mantık dışı,demişti. Birkaç kadeh devirmişti; düşüncelerini yüksek sesle dile getirirken eğleniyordu. Matematik bir boka yaramıyor! Neticede hayatını kiminle geçireceğin salt kazara temasa bağlı.''

Yazar bu kitabında ne yapmış bilmiyorum, yazarı da tanımıyorum ve daha önce hiç ama hiç duymadım fakat, kitabı ciddi anlamda ağlatmış. Böyle tin tin ilerlerken içinize işleyen türde bir kitap. Bazı noktaları çok iyi vermiş, kültürel arası çatışmaları, kültür farklılıklarını, ekonominin görünmeyen yüzünü vermiş. Kimseyi incitmeden de bunu gayet göstermiş. Mesela beni en etkileyen noktalarından birisi Suudi'nin karanlık ya da çok bilinen yüzü de olabilir tam emin değilim, bir şekilde bahsetmiş ve bunu aslında hem iğneleyici bir şekilde hemde incitmeden yazabilmiş.

Kitabı okumaya başladıktan kısa bir süre sonra gittiğim bir filmde, Tom Hanks'in başrolde olacağı Kral için Hologram filminin tanıtımını gördüm ve dedim ki HOLLLLLLLLLLLLLLLLLLLLAYYYY!
Yani sevinmek ve sövüşmek arasında kaldım çünkü, inanamadım. Yani belki de kimsenin daha evvelden haberi yok fakat benim var ve hatta kitabını bile okuyorum. Bayağı mutluluk ile beslenen çiçeklere döndüm. (Ay şuraya filmin afişini bir türlü ekleyemedim ayol!)

'' Tabiat, insanoğluna onu her yerde öldüreceği mesajını verip duruyor. Düz arazide kasırgalar savuruyor. Deniz kenarında yaşıyorsun, yüzyıllar boyu ilmek ilmek kurduğun her şeyi silip süpüren tsunamiler yolluyor. Depremler bütün mühendislik alemiyle, her türlü kalıcılık kavramıyla alay ediyor. Tabiat öldürmek, öldürmek, öldürmek, bütün çabalarımızla dalga geçmek, her şeye sil baştan demek istiyor.
... İnsanlar her ne yapıyorlarsa tabiat ananın arkasından iş çevirerek yapıyordu. Tabiat bunu fark ettiğinde ve gücünü topladığında ise her şeyi sil baştan başlatıyordu.''


Bu kitabı okuduğum için memnunum ve kesinlikle okumanızı öneririm, ya da gidip filmini izleyin. Filmi 22 Nisan 2016 tarihinde vizyona girecek. Bence filmi izlemeden evvel '' yaa cınım ben bunun kitabını okudum heheh'' demek çoğu şeye bedel. Kitap gerçekten belli noktalarıyla insanı düşünmeye itiyor, sorgulamaya ya da en azından durumun vahametini görmemizi sağlıyor. Üstelik kitap çok yumuşak, sert değil ve ince, kıvrak cümleler ve şahane espriler içeriyor.
Ben çok beğendim doğrusu.


öpücükler xoxox
















Share:

Eksik Parça - Michelle Hodkin (Mara Dyer#1) | Kitap Yorumu #29


***Tanıtım***
Bir gün uyandığında son birkaç gününü hatırlayamadığını düşün... Mucizevi bir şekilde kurtulduğun kazada tüm arkadaşlarını kaybettiğini, Ailenin yeni bir sayfa açmak için taşınmak zorunda kaldığını, Kendi geçmişinle ilgili senden daha fazlasını bilen bir çocukla tanıştığını, Tüm yaşadıklarından sonra yeniden âşık olabildiğini, Gerçek olması imkânsız halüsinasyonlar gördüğünü, Aklını kaçırdığından endişelenmeye başladığını düşün. Ne yapardın? Mara Dyer işte bu sorunun cevabını öğrenmek üzere… 


"Mara Dyer'ın unutulmaz bir rüyayı andıran, gizemli ve romantik hikâyesi sizi esir alacak." 
-Cassandra Clare, New York Times çoksatanı Mortal Instruments serisinin yazarı-

"Eksik Parça kara mizah, merak uyandıran gerilim ve samimiyet arasında nadir bulunan bir denge kurmayı başarmış. Bir an kahkaha atarken hemen arkasından korkup tüm ışıkları açarak battaniyenin altına girmek istedim. Michelle Hodkin, tüyler ürperten betimlemeleri ve iç ısıtan romantik sahneleriyle yetenek ve kalitesini gözler önüne sermiş. Daha önce böyle bir roman okumamıştım." 
-Veronica Roth, New York Times çoksatanı Divergent serisinin yazarı-

"Eksik Parça, zekice yazılmış, büyüleyici bir gerilim romanı. Gizemli erkekleri, tehlikeli kadınları ve çok karmaşık aşk hikâyelerini sevenler için mükemmel bir eser." 
-Kirsten Miller, New York Times çoksatan yazarı-

"Vay canına. Michelle Hodkin'in ilk kitabı sizi son sayfasına kadar merakta bırakacak." 
-Beth Revis, New York Times çoksatan yazarı-

"Şiirsel ve tatlı olduğu kadar ürkütücü ve karmaşık hikâyesiyle Eksik Parça'yı elimden bırakamadım. Bu kitabı okurken bütün ışıkları açın." 
-Rachel Hawkins, New York Times çoksatan yazarı-
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 424
Baskı Yılı: 2016
Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus


***Yorum***

''İnsan hem bir sanatçı hem bir deli, sonsuz hüzünlere aşina bir varlık olmalı ki etten kemikten bir grup çocuk arasından o kadar küçük, ölümcül bir cini bir anda seçip çıkarabilsin. Arkadaşları tarafından tanınmadan, kendi korkunç gücünün de farkında olmadan durur orada.''

Her şey bundan çok uzun zaman önce başladı.. Yani kitap elime ilk geldiği zaman.. yani bir kaç ay evvelden bahsediyorum sadece.
Tamam kabul ediyorum o kadar uzak bir geçmişten bahsetmiyorum. Fakat o geçmiş benim için çok uzaktı. Aslında kısaca özet geçmek gerekirse, Şu an elimde olan Eksik Parça, benim ikinci Eksik Parçam. Evet en az kitap kadar gizemli bir kitabı edinme hikayesiyle karşı karşıyayız. Mükemmel!

Kitap elime geldiğinde, yani ilk iki kitabı üçüncü kitap çıkmadan evvel elimdeydi ancak kitabı okumayı erteledikçe erteledim, erteledikçe erteledim. Daha sonra yani bu yaklaşık iki haftaya tekabül ediyor, bir baktım ki o da nesi! Kitaplığımda eksik parça yok.
Yani eksik parça, benim eksik parçam olmuş.
Eyvah!

''Ama iki adımda bana yetişmeyi başardı. 'Sana evlenme teklifi etmedim, yemeğe çıkalım mı dedim. Ne yani burada yaratmaya çalıştığım imajı bozacağımdan mı korkuyorsun?'
'Ne imajı,'dedim düz bir ses tonuyla.
'Kaygılı, kasvetli,içine kapanık,duygusal genç. Solmuş yapraklar dallardan düşerek ağaçları çıplak bırakırken dalıp uzaklara bakan...''


En nihayetinde kitabı bulamadım ve yenisini aldım. Tamam yenisini almadım, bana hediye geldi. Artık ne kadar çok 'ühühü kitabım kayboldu' diye ağladıysam. Ama öyle, ama haklıyım. Allah aşkına, sizin kitabınız kaybolsa üzüntüden ciğeriniz kıyılmaz mı? Hemde ne kıyılır. Özellikle de kitabı henüz okuyamadıysanız.
Velhasıl kelam kitap elime geldi ve ben bir kere daha kaybetmeyi göze alamayarak alıp okumaya başladım.
Kısa bir dönem önce Eksik Parça, Bıçak Sırtı'nın ne kadar popüler olduğunu bilirsiniz. Neredeyse her bookstagram kitabın fotoğrafını paylaşıyordu her yerde yorumlar , ah beğendim, oh öldüm, ay fevkialadeler... E, hal böyle olunca otomatik olarak beklenti yükseltme sistematiği devreye giriyor.
Benimde beklenti yükseldikçe yükseldi, kabardıkça kabardı.

''Çizimlerim son derece netti; ortaya çıkarıldıkları anda bu takıntılı tutkuma ihanet edecek kadar güzel, taparcasına çizilmiş Noah görüntüleri. Bu mükemmel bir aşağılama olacaktı ve Anna bunu biliyordu.
Mağlubiyetin etkisiyle yanaklarımda oluşan kızarıklık, boğazıma ve omuzlarıma doğru yayılmaya başlamıştı. Orada dikilip bu duygusal işkenceye katlanmak, Anna kendi aşırı doz zalimliğinin etkisiyle sarhoş olana dek herkesin önünde rezil olmak ve acı çekmek dışında yapabileceğim hiç bir şey yoktu.''



Kitabı inanılmaz büyük beklentiyle alıp afalladım DEMEYECEĞİM. Çünkü afallamadım. Yalnızca ilk 60-70 sayfasında umarım klasik aşk hikayelerine dönüşüp iç bayıcı bir hal almaz ve sonunu asla tahmin edemem diye içime doğru haykırıyordum. Ki kesinlikle bu düşündüklerimin tam tersi çıktı. Sonunu kesinlikle tahmin edemezdim, kitap iç bayıcı bir hal almadı ve bu kesinlikle klasik bir aşk hikayesi değildi. 

Mara Dyer, arkadaşlarıyla birlikte gittiği, bir akıl hastanesinin başlarına yıkılması ile hikayesine başlıyor. Ardından birbirini takip eden olaylar silsilesi, hafıza kaybı, halüsinasyonlar ve bir şekilde gerçekleşen kesinlikle gepgergin olaylar. Kitap Mara'nın hastanede gözlerini açması ile başlıyor. Daha sonra kitap arasında flashbackler var ve bunlar hikaye anlatmını destekliyor. 
Travmatik olaylar yaşayan Mara, psikotik bir hale geliyor ve ailesi bu travmayı yaşadığı kentten uzaklaşmak gerektiğine karar veriyor. Ardından ise başka bir şehre taşınıyorlar ve Mara yeni hayatına kocaman bir merhaba diyor. Ardından hayatına çok kısa bir süre için giren Jamie ( - ki kesinlikle Jamie, kitapta açık ara sevdiğim en güzel karakterdi.) Noah, ve diğer yan karakterlerle hikayesine devam ediyor. 

''Neden?
'Ne neden?' Ne diyebilirdim ki? Noah tam bir pislik olsan da ya da tam da bu yüzden, tüm kıyafetlerimi çıkarmak ve senden bir bebek yapmak istiyorum. Sakın söyleme.''


Noah demişken.. Ah Noah. Sanırım tanıdığım, çizgisinden şaşmayan, laubali olmayan, gevşek ya da mıç mıç da olmayan, ağır başlı ve kesinlikle hiiiiç salak olmayan bir erkek karakter. Sanırım Darrow'dan sonra (Kızıl Yükseliş) açık ara farkla beğendiğim esas oğlan diyebiliriz. Kitabın giden çizgisinde sırıtmadan duran bir karakter nasıl yaratılır diye soran olursa üzerine Noah atın diyorum. Başka da bir şey demiyorum. 

Kitabın diline az buçukta olsa değinecek olursak, akıcı ve güzel betimlemelere sahip bir dili vardı. Yani Mara'nın içinde bulunduğu ruh halini tamamen karartmadan ama asla aydınlatmadan anlatabilen bir iç ses konuşuyordu. Olan biten olayları da ne fazla, ne az tam kıvamında olay örgüsü ve betimle sarf ederek kullandığını düşünüyordum ki, hiç yorucu da değildi. Sanırım 200 sayfa kadar bir kısmını hiç başımı bile kaldırmadan, ve kitaptan,olaydan kopmadan kısa süre içinde (2,5 saat) okudum diyebiliriz. Kitap bitince üzüldüm bile!

''Gerçek nedir?' diye sormuş oğlan. 'Eğer bir kız seni uzun, çok uzun bir süre severse gerçek olursun. Ama sadece oyuncak olarak görmez, gerçekten severse'' diye devam etti. 'Canın yanar mı?' diye sormuş bu kez oğlan. 'Bazen. Ama gerçek olursan acı çekmekten korkmazsın.''

Normalde kitaplar bittiğinde üzülmem çünkü o kitaptır, beni dünyasına almıştır ve yaşatabildiğini yaşattıktan sonra beni gerçek dünyaya nazikçe geri bırakmıştır; daha sonra yeni kitaplarla tanışmam için beni azad etmiştir. Ama bu kitap bittiğinde kesinlikle çok üzüldüm çünkü, niye bitti ki! Allahtan hala okumam gereken iki kitabı daha var. Ay! sabırsızlanıyorum. 
Benden minicik bir tavsiye, eğer bu kitaba sahip değilseniz, hemen edinmelisiniz. Ve eğer bu kitaba sahipseniz ve hala okumadıysanız, sizin adınıza büyük bir üzüntüye sahibim.

Tahmin edilemez bir sonu olduğunu söylemiş miydim?












Share:

Ermiş - Halil Cibran | Kitap Yorumu #28

***Tanıtım***
Lübnan asıllı ABD'li yazar Halil Cibran bu kült eserinde, 12 yıl sonra gelen gemisiyle evine dönmek üzere olan el-Mustafa'nın halkın isteği üzerine yaptığı konuşmayı kaleme alır. Sevgi, sevinç, keder, suç/ceza, acı, dostluk, iyi/kötü, din ve ölüm gibi konuları kendine özgü şiirsel diliyle işler, mesellerini el-Mustafa'nın ağzından okuyucuya aktarır. Amin Maalouf'un "bir edebiyat sürgünü" olarak nitelendirdiği Halil Cibran, sevginin yaşamın temel kaynağı olduğunu öne sürer ve şöyle der: "Sevgi, ne kendinden başkasına verir ne de kendinden başkasından alır. Ne maliktir o, ne de mülk."



***Yorum***

Bu kitabın varlığından haberim bile yoktu uzun zaman öncesine kadar.  Aslında bu kitaptan haberdar olmamı sağlayan ise başka bir kitap olduğu için kitap okumanın faydalarını bu şekilde sembolize edebiliriz. Ne diyorum ben? Ah, kafam. Uzun bir ders çalışma seansı ve geciktirilmiş kitap yorumu birleşirse çıkan sonuç bu şekilde oluyor. Ama neyse, lafı fazla uzatmadan konuya girmek istiyorum. 
Bundan iki kitap evvel okuduğum Pislik isimli kitaptaki ana karakter olan Galen, daima bu kitabı (Ermiş'i) okuduğundan, hayatına kattığı anlamlardan bahsedip duruyordu. E, hal böyle olunca bende o kitabı okuyan çoğu okuyucu gibi, hay allah kitap içinde kitap alsam mı ne yapsam diye düşünceler ile gezinirken, girdiğim bir sahafta elimde bu kitap alırken buldum. Hatta yanımda olan arkadaşıma da aldırdım, ama o benden daha evvel okuyup bitirdi. Oysa aynı zamanda başlamıştıkkk!!!
''Veda etmeliyim, çünkü gidememek,olduğu yerde taş kesilmek ve devinimini yitirmiş bir toprağa çakılıp kalmak demektir.''


Kitap hakkında tam olarak konuşmaya geçmeden evvel bir iki şey daha eklemek istiyorum, çünkü laf uzatmaya bayılırım. Ben bu kitabı aldığımda zannediyorum ki, kitabı gitmişim kimsecikler okumaz iken ben almışım okuyacağım falan, ama o da nesi?? Benden önce herkes davranmış ve bu da yetmezmiş gibi herkes iş bankası almış, CNR'dan , Melis mi dersin Eren mi.. Bana da e bende okuyorum beni de alın aranıza heyyooo demek düştü haliyle. Aldılar sağolsunlar. Ailecek Erdik.

''Su kaynaklarınız doluyken, susuz kalırsam diye korkulara kapılmak en giderilmeyecek susuzluk değil de nedir?''


Kitap, El mustafa'nın Orafles halkının sorularını yanıtlaması ile ilerleyen bir kitap. Bendeki basımı 150 küsür sayfa ama 100 sayfası nereden baksanız Cibran'ın hayatı ve geriye kalan 50 sayfa da da puntolar büyük ve bolca boşluk var. Ben kitabı sahaftan aldım ve bilindik bir yayınevi değil, ama hayatını yazarken o kadar çok devrik cümle ve dümdüz yazmışlar ki bir noktadan sonra sıkıntıya girdim yether Cibran artık ölürsen kitabına başlayacağım gibisinden terbiyesiz terbiyesiz düşünceler işte....
Biyografi kısmını zor bela atlattıktan sonra kalan kısımı okumak inanılmaz kolay oldu çünkü. Dil zaten mükemmel ve olay örgüsünden ziyade soru cevap söz konusu. Her soruyu merak edip, her cevapta ''Ay sahiden de böyle yaa'' diyorsunuz. Çünkü gerçekten de öyle!

''Raks ederken ayaklarınıza insanlığın demir zincirleri çarpmıyorsa hangi kanun sizi korkutabilir ki?''


Kitaptan her insan kendine pay edinmeli, zarif bir dille yazılan bu kitap insana gerçekten belli noktalarda düşünme payı bırakıyor. Sanırım bu kitabı okuyupta kendini hiç bulamayacak kişi yoktur. Cibran'bu kitabı yazmak için de gerçekten fazla zaman harcamış. Harcadığı kadar da var. Bu kitap beni Cibran ile tanıştırdığı için çok memnunum. Sanırım gördüğüm yerde diğer kitaplarına yapışıp alacağım.
Klasiklere yorum girmek ne kadar doğru bilmiyorum. Yorum ya da eleştiri değil aslında, tamamen düşüncelerim. Ben çok sevdim bu kitabı yahu!

''Çünkü bir zalimin özgür ve başı dik insanlara hükmedebilmesi için, onların özgürlüklerinde bir zulüm ve gururların da bir utanç bulması gerekmez mi?
Eğer kurtulmak istediğiniz bir dert ise bu dert size yüklenmiş olmaktan ziyade sizin tarafınızdan tercih edilmiştir.
Bu nedenledir ki, özgürlüğümüz kendisine vurulmuş zincirlerinden kurtulduğunda, daha yüce bir özgürlüğe zincir olur.''



Share: