Gecenin Kanatları - J.R Rain (Vampire For Hire #2) | Kitap Yorumu #42

***Tanıtım***
O Samantha Moon: Âşık bir vampir, özel dedektif, geceleri gizemli kanatlarıyla etrafına korku saçan bir cezalandırıcı. Güneşi hiç sevmeyen korkusuz ve güzel dedektifimiz, geceleri dev bir yarasaya dönüşüyor. Samantha Moon aynı zamanda zalim eski kocası tarafından çocuklarına yaklaşması yasaklanmış bir anne ve bu dünyadaki hiç kimse onu çocuklarından ayıramaz. O aynı zamanda altın kalpli bir kadın, aşkın heyecanlarını yeni yeni keşfeden bir acemi. Ama ona ve sevdiklerine zarar vermek isteyen herkesin karşısında kara listesini her gün güncelliyor ve kim bir vampirin kara listesine adını yazdırmak ister ki?


Gecenin Hâkimleri'yle başlayan macera Gecenin Kanatları'yla devam ediyor ve Samantha bu kez ailesi, çocukları ve ona sığınmış yalnız ve korkmuş bir kadınla ülkenin en büyük mafya liderine karşı savaşıyor. Gecenin Hâkimleri'nde tanıştığı kurt adamla yaşadığı nefes kesen ilişkisi sürerken, şimdiye kadar sadece netten yazıştığı gizemli adamla buluşacak ve kim olduğuna inanamayacak.

"Elinizden düşüremeyeceksiniz."
-April Vine-

"Mutlaka okunması gereken bir roman." 
-Booklist-

"Kesinlikle zekice." 
-Lisa Tenzin-Dolma-

"Çok sevdiğim yazarlardan biri. Bu ejderhaya dönüşen vampir bana keyif veriyor. Öğleden sonramı değerlendirebileceğim en iyi yol."
-Jen Ashton-
(Tanıtım Bülteninden)


Sayfa Sayısı: 336
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Martı Yayınları


***Yorum***

''Senden korkuyor ve insanlar korktuğunda şeytani, incitici şeyler yapar.''


Her şey serinin ilk kitabının turunu almamızla başladı. Daha sonrası gerçekten bir çıldırış. İkinci kitabının çıkmasını nasıl beklediğimi bir ben bir Allah bir de yayınevi biliyor olsa gerek çünkü, tur grubu olarak mesajlarla epey sıkıştırmıştık. Daha sonra kitabı ben Ankara kitap fuarından edindim. Bu kitabı okumayı o kadar uzun süredir bekliyordum ki. İçim içime sığmıyor, şu sıralar iyi kitap bombardımanına yakalanmış gibiyim. Birisi beni durdurmalı yoksa, yeni bir vampir furyası başlatacağım.

''Siz vampirler tuhafsınız, dedi.
Bunu her dolunayda uluyan bir adam söylüyor.''


Kitabı sanırım bundan on ya da on beş dakika önce okumayı bitirdim ve kitabın etkisindeyim. Bir gecede bitti, sayfaların nasıl geçtiğini nasıl okuduğumun farkına bile varmadım. Yer yer -gerçekten- güldüm (sesli). Mükemmeldi. Ah! Ne desem bilemiyorum. Tamam tamam önce kitabın konusundan biraz bahsedeyim, Samantha Moon ismindeki esas kızımız ki gerçekten esaslı bir kızdır kendileri, vampir. Evet, bütün olaylar Samantha'nın başından geçiyor ve hikaye onun ağzından anlatılıyor. Samantha, gerçekten akıllı, mantıklı ve duygusal çelişkilerde kalmış bir karakter ve tanıdığım en güçlü kadın karakterlerden birisi, o iğrenç kocası Danny'e rağmen hemde.

''Orada iki kişi sevişiyor,'' dedi Kingsley, omzunun üstünden bakarak. ''Sanırım içlerinden birinin adı, Oh Bebeğim.''

Bu defa, yaklaşık olarak üç olayla birlikte aynı anda uğraşıyor Samantha. Yazarı'nın eski bir dedektif olmasının büyük bir payı olduğunu düşünüyorum çünkü, yazılan olayların gidişatı, konu atlamaları ve kesinlikle zekice diyalogların başka bir açıklaması olamaz. Bu kitap gerçekten zekice, akıcı ve ''şu'' gençlik vampirlerinden değil. Umutsuzca aşk acısı çeken güçsüz vampir karakterleri ya da enteresan sıcakkanlı kurtlar yok, aklı başında bir vampir ve kesinlikle ergen değil, aklı başında bir kurt adam ki, o da kesinlikle ergen değil, ve diğer faniler.  Tabi ki her vampir kitabı vampirleri daha farklı ele alır ama, açık ara en sevdiğim vampir bu.


''Ben bir katil değilim.
Böyle yazdı vampir.
Ben iyi bir vampirim.
Bunun iyi bir tezat olduğunu söyleyenler var.''


Kitap ve seri çok bilinmiyor. Yani o meşhur vampir serilerden değil en azından bizim ülkemizde ki böyle olması ne yazık size anlatamam. Okuduğunuz diğer vampirler vampir kitabı bile değil. Martı yayınları, ilk kitabını bundan iki sene önce, ikinci kitabını da - gerçekten çıkana kadar gevredim- ekim '15 de çıkardı, sanırım üçüncü kitabının çıkması bundan yaklaşık yüz yıl sonraya denk geliyor. Serinin de neredeyse 20 kitaptan oluştuğunu söylersek, evet bir çağ sonra seri tamamlanacak gibi. Umarım bilim adamları kısa sürede ölümsüzlüğü bulur yoksa serinin tüm kitaplarını okuyamadan ölmem işten bile değil.

''Belki de düşünmeyi bırakmalıydım. Ama insan nasıl düşünmeyi bırakır ki? Bilmiyordum fakat hiç bir şey düşünmemeyi denedim ve kendimi her şeyi düşünürken buldum. Bu iş göründüğünden daha zordu.''

Bazen bu seriyi sadece ben okuyormuşum gibi geliyor, eğer yalnızca ben okuyorsam tabii ki 20 kitabı birden istemem haksızlık, ama eğer basılmazsa ingilizce pdf'lerini indirip oradan okuyacağım ve bu demek oluyor ki, türkçesine ihtiyacım kalmayacak. DUY SESİMİ EY MARTI YAYINLARI! (Duymadı) Yine de biraz daha fazla reklam ve daha başarılı bir kapakla çok daha fazla tanınabilir. Tamam orjinal kapaklarından on bin kat güzel bu kapaklar ama yine de biraz daha iyi olabilirdi diye düşünüyorum. Ayrıca Samatha'nın saçları siyah. Lütfen, kapaktaki kadın sarışın, bunu görebiliyorum...

''Benim felsefem şudur: hayat sevmediğin bir işte bir dakika daha çalışılmayacak kadar kısadır. Tabii, ancak eğer bir vampir değilseniz. Ardından bu felsefenin işi bitiyor.''

Bu kitap hakkında söylenecek çok fazla şey var, ama en başından şunu söylemeliyim ki, bu her yaştan okunabilecek bir kitap ayrıca vampirlere karşı herhangi bir ön yargı besliyorsanız, beslememelisiniz, bu kitap o ön yargıyı tuzla buz edecektir. Bundan adım gibi eminim çünkü, ben o ön yargılı okuyuculardandım. Meğersem bu ön yargım başarısız vampir kitaplarına denk gelip umutsuz aşklar arasında gezmemden kaynaklanıyormuş...

''Geçen gece yatakta öpüşürken fark ettim. Dişlerin normal.''

''Vay canına teşekkürler.''
''Fakat vampirlerin azı dişlerinin olduğunu sanırdım,''diye devam etti.
''Ve bende vampirlerin yalnızca gençlere hitap eden aşk romanlarında olduğunu sanırdım.''


Serinin devamını gerçekten sabırsızlıkla bekliyorum çünkü, kitap öyle bir yerde bitti ki bunu anlatamam. Yani bir sayfa daha olsa olayı öğreneceğim ama o bir sayfa daha yok. O yüzden acilen serinin devamını okumam gerekiyor. Bunu daha ne kadar çok tekrarlayabilirim bilmiyorum ama SERİNİN DEVAMINI OKUMAM GEREKİYOR. Tamam yeteri kadar ısrarcı bir blogger olduğuma kanaat getirdim. Bu kitabı herkese önererek yorumumu bitiriyorum. Kalın sağlıcakla.

''Belki de Stephenie Meyer'in vampirleri doğru yapıyordu. Belki de soğuk, yağmurlu ve gri bulutların sürekli gökyüzünü kapladığı Washington eyaletine taşınmalıydım.''
Son bir şey daha, kitabın içinde adı ''Sherbet'' (şerbet) olan bir dedektif var, ismi çok sempatik değil mi?

öpücükler xoxo









Share:

Mucize - R.J Palacio | Kitap Yorumu #41

***Tanıtım***
Kaderinde Sıradışı Olmak Varsa Sıradan Kalamazsın…


Merhaba, adım August. Size nasıl göründüğümü anlatmayacağım. Aklınıza ne geliyorsa muhtemelen ondan daha kötü görünüyorumdur.

August (Auggie) Pullman yüzünde fiziksel bir bozuklukla doğduğu için, normal bir okula gidemiyordu… şimdiye kadar. Yakında Beecher Ortaokulu'nda beşinci sınıfa başlayacak ve ömrünüzde bir kere bile "yeni çocuk" olduysanız, bunun ne kadar zorlu olduğunu tahmin edebilirsiniz. Dondurma yemek ve Xbox'ında oyun oynamak gibi sıradan şeyleri seven Auggie aslında sadece sıradışı yüzü olan, sıradan bir çocuk. Peki, yeni sınıf arkadaşlarını, görünüşünün ardında kendisinin de onlar gibi olduğuna ikna edebilecek mi?

"Mucize aslında… tam bir mucize. Kendinize bir iyilik yapın ve bu kitabı okuyun; hayatınızı iyileştirecek." 
-Nicholas Sparks, New York Times çoksatan yazarı-


New York Halk Kütüphanesi, Okuyup Paylaşma Seçkisi
E.B. White Read Aloud Ödülü
Christopher Ödülü

"Cesaret ve gerçeklerle dolu Mucize, etrafımızı saran güzellikleri fark etmeyi anlatıyor. Auggie Pullman'a âşık olmamak imkânsız." 
-Rebecca Stead, Newbery ödüllü yazar-

"İlk kitaplar nadiren bu kadar etkileyicidir; okurların gözünü ve yüreğini açma gücüne sahip, nadide bir hikâye." 
-Publishers Weekly-

"Mucize, kocaman yürekli bir kitap… hepimizin nasıl kırılgan, kusurlu ve mükemmel güzellikte varlıklar olduğumuzu gösteriyor." 
-Julia Alvarez-

"Unutulmaz bir nezaket, cesaret ve mucizenin hikâyesi." 
-Kirkus Reviews-

"Mucize, sevgi, hüzün ve insan yaşamının değeri hakkında çok güzel bir hikâye. Okuduktan sonra daha iyi bir insan olmayı istememek mümkün değil." 
-Patricia Reilly Giff, Newbery ödüllü yazar-
(Tanıtım Bülteninden)


Sayfa Sayısı: 336
Baskı Yılı: 2016
Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus


***Yorum***

''Haklı olmak ile nazik olmak arasında seçim yapmanız gerektiğinde, nazik olmayı seçin.''

Bu kitap kelimenin tam anlamıyla beni öldürdü! Gerçekten öldürdü, hele ki gerçekten kitaplara ağlamayı konduramayan ben, göz yaşım aktı ve ağladım. Evet böyle hıçkırarak bir ağlamak değildi belki ama, o duygu yoğunluğunu dile getirmek için vücudum bir şekilde herhangi bir fonksiyonunu işler hale getirmeliydi. Kitap bana, bir süre önce geldi - gerçekten ne kadar süre önce olduğundan emin değilim- okumayı düşünmüyordum, düşünüyordum ama bu kadar çabuk değil. Yazlığa gelirken, hemen okuyamayacağım ama okumak istediğim kitapları yanımda getirmenin gerçekten iyi ve doğru bir davranış olduğunu şimdi görüyorum. Yaşasın canım kendim!

''Çocuk haklıydı. Kaplumbağa gibi yiyordum, tabii bir kaplumbağanın nasıl yediğini biliyorsanız. Tıpkı tarih öncesi bataklık yaratıkları gibi.''

Kitabın konusu, kapağına bakınca ya da arkasını çevirince anlayabileceğiniz türden, kendini ele veriyor. Bir beklentim ya da nasıl olacağına dair bir fikrim de yoktu bu kitap hakkında. Sanırım gökten düşer gibi okumuşum bu kitabı. Bunu şu anda fark ediyorum. Söylemeden edemeyeceğim, bu kitap bu sene okuduğum kitaplar arasında en beğendiğim ilk 5'i falan yapacak olursam, ilk 5'te hatta belki de birinci bile olabilir. Pegasus yayınları'nın çok fazla sayıda kitap çıkardığını ve genç kesime bestseller ile hitap ettiğini biliyoruz. Bu kitabın hakkını almak, çevirmek ve basmak, Pegasus Yayınları'nın yaptığı en iyi şeylerden birisi olmalı diye düşünüyorum. Of be, içim bir değişik...

''Neden bu kadar çirkin olmak zorundayım anneciğim?'' diye fısıldadım.
''Hayır bebeğim, öyle değilsin..''
''Öyle olduğumu biliyorum.'' Yüzümü öpücüklere boğdu. Suratımın çok aşağısında kalan gözlerimi öptü. İçeri çökmüş gibi görünen yanaklarımı öptü. Kaplumbağa ağzımı öptü. Bana moral vermek için güzel şeyler söyledi, ama sözleri yüzümü değiştiremiyordu.


Tamam, bu kadar duygusal an yeter şimdi biraz gerçek hayata dönelim ve kitaptan bahsedeyim. Hay aksi, kitapta tam  olarak gerçek hayattan bahsediyormuş, tesadüfün böylesi. Auggie, doğuştan fiziksel kusurlara sahip bir çocuktur. Bunun ne demek olduğunu kafanızda canlandırmaya çalışın, evet aynen öyle. Şimdi kitabın konumunu, hissettirdiklerini düşünün. Çünkü kitap genel çerçevede Auggie'nin ağzından yazılıyor. Ama dediğim gibi genel çerçevede, genel olmayan çerçeveye bakıldığında kitapta başka gözlerden de anlatımlar mevcut ve bu anlatımların olması mükemmel olmuş. Hem böyle bir çocuğun hislerini, hem onun arkadaşlarının ve ailesinin hislerini ustaca bize yansıtmışlar. Mükemmeldi, sanırım yağmur başlıyor, evet yazın ortasında, çünkü kitap çok duygusaldı.

''Bir doktor, ailesine Auggie'nin görünüşüne neden olan bu sendrom karışımının dört milyonda bir görülebileceğini söylemiş.O halde bu, evreni koca bir piyango yapmaz mıydı? Doğduğunda bir bilet alıyorsun. Üstelik sana iyi ya da kötü biletin düşmesi tamamen rastlantısal. Sadece şans.''

Bu kitabı dilerseniz hikaye kitabı gibi okuyabilirsiniz ki bunu hiç önermem. Bu kitap çok değerli bir kitap, her yönden bakış açısını sağlıyor ve farkındalığı artırıyor. Kendi bilincinizde farkındalığı artırmak gibi bir fırsatı ayağınıza getiren bu kitabı neden öylesine bir öykü gibi okuyasınız ki? Kitaptaki Auggie karakteri herkes olabilir, biz de olabilirdik, bizden sonrakiler de olabilir, ve dünyada daima Auggie'ler var olacak. Sadece insanları, insan olarak gözetmemizi bize Auggie ağzından sade, yalın ve derinden anlatan bir kitaba ihtiyacımız var. Daha sonrasında zaten hümanizm propagandası yapacak kıvamına 15 dakika kısık ateşte geliyorsunuz. 

'' Ve gerçek şu ki, yüzünü görmeyi özlüyordum, Auggie. Senin ondan her zaman hoşlanmadığını biliyorum ama benim sevdiğimi anlamak zorundasın. Yüzünü her şeyiyle ve tüm kalbimle seviyorum. Ve onu sürekli kapaman bir anlamda kalbimi kırıyordu.''

Kitabın konusu, Auggie'nin evde eğitimi bırakıp, ortaokula gitmesiyle başlıyor ve elbetteki önce alışma süreci ardından geliş gelişme sonuç söz konusu oluyor. Bu konuları çok anlatmak istemiyorum çünkü, çok zaman almayan su gibi akan bu kitabın büyük küçük herkes tarafından alınıp okunmasını istiyorum. Ben fenaca etkilenmişim bu kitaptan sahiden. 

''Ama şey, ben olduğum için bana bir madalya vermek istiyorlarsa sorun değil. Tabi ki alırım. Bir ölüm yıldızı falan yok etmedim ama artık beşinci sınıfı bitirmiş bulunuyorum. Ve bu, ben olmasanız bile zor bir iş.''

Eğer puanlama yapacak olursam - ki bunu uzun zamandır yapmıyorum- 9/10 verirdim.


öpücükler xoxox

















Share:

Benim Uzak Yıldızım - Amie Kaufman & Meagan Spooner (Starbound #1) | Kitap Yorumu #40

***Tanıtım***
O gecenin, devasa uzay gemisi ikarus'taki diğer gecelerden hiçbir farkı yoktur. Ta ki o büyük felaket gerçekleşene ve İkarus yakınlardaki bir gezegene düşene dek. Elli bin yolcu kapasiteli gemiden yalnızca iki kişi kurtulmuştur: Evrenin en zengin adamının kızı Lilac LaRoux ve genç bir savaş kahramanı olan Binbaşı Tarver Merendsen.


Binbaşı Merendsen, Lilac gibi kızların insanın başına beladan başka bir şey getirmediklerini uzun zaman önce öğrenmiştir. Lilac da, Tarver'ın kendi iyiliği için, onu kendisinden uzak tutması gerektiğinin farkındadır. Ama ıssızlığın ortasında hayatta kalabilmek için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Açlık, soğuk ve vahşi hayvanlara bir de Lilac'ın duyduğu fısıltılar eklenince birbirlerine güvenmekten başka çareleri kalmaz. Ne var ki çok geçmeden, onları birbirlerinin kollarına iten bu trajediden büyük bir aşk doğar. Artık kurtulup kendi gezegenlerinde bir ömür ayrı kalmaktansa düştükleri bu ıssız gezegende birlikte olmayı tercih ederler.

Ama her adımda onları takip eden gizemli fısıltıların ardındaki gerçeği öğrenmeleriyle her şey bir anda değişir. Lilac ile Tarver o gezegenden ayrılsalar bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Nefes kesen bilim kurgu üçlemesinin ilk kitabı, Benim Uzak Yıldızım, zaman ve mekân tanımayan sonsuz bir aşkın hikâyesi…
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 520
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: GO!



***Yorum***

Günlerden bir gün, hangi gün olduğunu bilmiyorum ama, Benim uzak yıldızım'ın yeni çıktığı sıralar kapı çaldı, Dedim kim o dediler kargo. Sonrası paketi yırtarcasına açmak ile devam etti zaten. Blogumda, kitabın tanıtımını da bulabilirsiniz, heyecanla çıkmasını beklediğim evvelden beri takip ettiğim bir kitap değildi belki ama kitap çıktığında elimde olmasını istediğim okumaya can attığım tarzda bir kitap oldu. Tabi minicik bir araştırma ertesinde, Benim Uzak Yıldızım'ın seri olduğunu fark ettim, hoş ne bekliyordum ki! Ama vallahi ne kadar çok seri sevmiyorum dersem o kadar çok seri görüyor, okuyor ve yazıyorum. Seriçeker bir şey oldum, manyak oldum şaşkınım.

''Büyüyen karanlıkta, iyi anlaştığımızı düşünecektim neredeyse. Benim varlığıma tahammül etmeye çalışmıyor, aksine varlığımdan alıyordu sanki.''

Serinin ikinci kitabının çıkacağını öğrenince, her okuyucunun yapacağı şekilde, gidip ilk kitaba yapıştım. (Bu arada bende bu kitabın posteri de var, bundan bahsetmiş miydim?) Kitabın konusuna geçmeden önce bir kaç parça bir şeyler söylemek istiyorum. Go! yayınları gerçekten güzel bir atak yaparak piyasaya giren yayınevlerinden. Her kitabı bana hitap etmese de şans verilip okunmaya değer kitaplara sahip. Yeni yeni ama gümbür gümbür büyüyor ve bunu gerçekten samimiyetimle söylüyorum. Okuma alışkanlığı kazandırmakta destekleyici gençlik kitapları var. Şimdi kitaptan bahsetmeye geçeceğim. Of işte yorum yazmanın en heyecanlı kısmı!

''İyi de yıldız gemisine kim İkarus adını takardı? Bir insan bu derece kibirli olabilir miydi? Kadere böyle meydan okuyabilir miydi?''

Tamam, şimdi özet bilgilerle başlayacağım, kitapta aşk var. Ama macera ağır basıyor. Ama bilin kurgu ve fantastik. Ama ana karakterlerin ağzından anlatılıyor. Ama iki yazar yazmış bu kitabı.
Tamam, özeet bilgiler bitti. Lilac, bizim prensesimiz ve esas kızımız, Tarver ise bizim binbaşı ve haliyle esas oğlanımız. Tamam devamı çok zor değil, bunlar bir gezegene düşüyorlar ve yapayalnızlar. Nasıl ama? Olabilecekleri görünüz değil mi? Hayır işte yemezler. Bende öyle sanmıştım. Ama kitabın 500 sayfa olmasının bir sebebi varmış, meğersem olaylar 300 den sonra başlıyormuş. Ve güzellikleri sadece sabırlı olanlar görebilecekmiş. Bakar mısın şu işe? Ama kabul edelim ki, Lilac başlarda, hiç sevmediğim bir kitap karakteriydi. Gerçekten başlarda nokta kadar bile sevmedim. 

''Sonrası kimin umurunda, yarın ölüp gidebilirsin. Bugün onu öpmek zorundasın görmüyor musun?
Yarın ölebileceğim için, bugün onu öpmem doğru değil belki de.''


Kitabı iki yazarın birden yazdığından bahsetmiştim ki bunu bahsetmeye gerek yok çünkü, iki kişi yazmış ve bu kitapta yazıyor yani. her neyse, konuya bir an önce girsem iyi olacak çünkü yanlış bir giriş yaptım. Aman! Diyeceğim o ki, kitapta farklı üsluplar yok, nasıl bir ortaklaşa yazım bilmiyorum ama daha çok toparlayıcı olmuş, benim gözüme batan rahatsız eden noktaları olmadı. Tek yazar yazmış gibi - ben fark etmedim- mantık hataları olmayan ve sonlara doğru gerçekten enteresan bir hale bürünen hikayeydi bu. Tarver ve Lilac'ın aşkına gelince, inanın bana vıcık vıcık ergenlik aşkı olmaması o kadar harikaydı ki! Bazı kitaplarda yaşları büyük karakterler çocuk gibi davranıyor, ama garanti ediyorum ki bana hak vereceksiniz, bu kitaptaki karakterlerin yaşları küçük olmasına rağmen gayet olgunlar.

''Nasıl olmuştu da kendi duygularının derinliğini ölçemeyeceğini düşünmüştüm?''


Bir de şöyle bir şey eklemek istiyorum. Kitapta bir çok olay ardı ardına gelişiyor bu kaçınılmaz bir durum fakat ilk 100-200 sayfa tempolu yürüyüş gibi yani işin koşma kısmı diğer sayfalarda oluyor. Bazı sayfalar geçmek bilmezken, bazı sayfaların nasıl geçtiğini bilmedim. Şu sıralar sayfa sayılarına çok gözü takılan birisi olmama karşın, bu kitapta sayfa sayılarını epeyce bir süre unuttuğum okuma süresi oldu. 

''Üzüntümü içimde, güvenli bir yerde tuttum ve onunla sessizce baş ettim.''


Kitap kesinlikle, şans verilmeyi hak eden bir gençlik kitabı. Kurgusu çok saçma değil, karakterler çok güçlü ve dili akıcı. Ayrıca gerçekten abartılmadan aşkın var olduğu nadir kitaplardan diyebilirim. Çünkü bazı kitaplarda aşk gani gani göz önüne seriliyor ki, ben - kendi adıma- boğulmamak için bayağı çırpınışa geçiyorum. - ben bile demeliyim çünkü ben en çok aşk kitaplarını severim!-

''İnsan sonunda kendini bekleyen şeyi bilerek, nasıl tekrar yaşar?''

Doğrusu, araya bir kaç kitap attıktan sonra zaman kaybetmeden ikincisine geçmek istiyorum. Merak içerisindeyim, bu kitabın devamı nasıl olabilir? Yaratılan gezegenler ve bu fantastik dünya beni etkilemeyi başardı.

öpücükler xoxo
















Share:

Kupa Altılısı - L.H Cosway | Kitap Yorumu #39

***Tanıtım***
Öne çıkın ve Jay Fields'la tanışın. İllüzyonist. Mentalist. Hilebaz. Ben üçgenler halinde düşünürüm, siz düz çizgiler halinde. Ben masayı gösteririm ve sizi bunun bir sandalye olduğuna ikna ederim. Göz yanılsaması, el çabukluğu, hedef şaşırtma. Ben kandırırım ve dolandırırım. Ama en önemlisi, iyi bir gösteri sergilerim. Bütün dünya benim birini öldürdüğümü düşünüyor ama yanılıyorlar. Sabredin. Hepsi planın bir parçası. İstediğim şey intikam. Kendim için, onun için. Altımız için. O beni hatırlamaz ama her şeyin sebebi o. Bütün bunların sonundaki ödül. İrademe sahip olabilirsem tabii. Belki de ufak bir kaçamak yaparım, ufacık. Haydi, bir kart seçin. İçeri gelin ve şovu izleyin. Ellerime bakın. O kadar dikkatli bakarsınız ki görmeye odaklanmışken gerçekleşen şeyleri fark edemezsiniz. Dünyanızı orada, sahne ışıkları altında yıkacağım. Müdahale etmek için çok geç olana dek beni fark etmeyeceksiniz bile. Tek bir kalbim var ve büyük planımı başarıyla tamamladıktan sonra kalbimi ona teslim edeceğim. Arkanıza yaslanıp rahatlayın ve onun, hikâyemizi anlatmasına izin verin. Olağanüstü bir yolculuğa çıkmak üzeresiniz.


"Bu kitap sizi etkileyecek! Cosway'in karakterleri arasındaki gerilim sayfalardan taşıyor." 
-A. Meredith Walters, New York Times çoksatan yazarı-

"Okuru şaşkına çeviren sonuna bayıldım." 
-Penny Reid-

"Bazı yazarların kalemleri beni büyülüyor, çünkü onların yarattıkları dünyayı görebiliyor, o dünyanın seslerini duyabiliyor ve yüreklerinde hissettiklerini yaşayabiliyorum." 
- Marie Hall, New York Times çoksatan yazarı-
(Tanıtım Bülteninden)


Sayfa Sayısı: 416
Baskı Yılı: 2016

***Yorum***

(Bu yorum kitap hakkında spoiler içerir.)
''İnanılmaza inanın, çünkü içinde yaşadığımız bir sihir.''


Evet, bayramda kitap okuma çılgınlığına kendimi kaptırmış haldeyim, bayram bayram nereden esti bilmiyorum ama sabah kargalar bir şeyleri henüz yememişken uyanıp, öğlen olmadan bu kitabı bitirdiğimi biliyorum. Hayır yani, uykuculukta master tezimi bile verebilecek haldeyken neden böyle erken uyandım inanın bana hiç bir fikrim yok.  Ve evet! Bu kitapta Eskişehir Kitap Günlerinde yağmaladığım(!) ithaki standının bir eseri. Yabancı yayınlarından sanırım iki kitap almıştım. Birisi bu diğeri de Köprü. Onu da kısa zamanda okumak niyetindeyim, çünkü benim bayram şekerim bu kitaplar.

''Geçmemi izlerken gözlerinin içi gizli bir bilgiye sahipmiş gibi parladı. Hani güzel insanlar evrenin sırrına vakıftır da karanlıkta el yordamıyla bocalayan biz sıradan insanlara gülerler ya, öyle.''

Şu anda bu kitap hakkında ne yazsam emin değilim, yani iyi yönleriyle mi girsem olaya yoksa gerçekten kötü yönleriyle mi kararsızlık arasındayım. En iyisi önce kısaca konusunu özet geçeyim. 

Matilda isminde esas kızımız ve Jay isminde -esas olmasından hiç haz etmediğim- esas oğlanımız var. Jay, kitabın kapağında ve arkasında yazdığı üzere illüzyonist, mentalist, manyak ,süper, her genç kızın rüyalarını süsleyen, zeki, kas yığını bir arkadaş. Ama biraz laubali. Neyse oraya sonra değineceğim. Bu arkadaş intikam hırsıyla yanıp duruyor aman aman! Kafasına koymuş, alacak intikamını. Ee, intikam mintikam denilince akla hırs şiddet, keskin cümleler falan geliyor ama yok öyle bir dünya. - Yine de beklentim vardı!-

''Bilinçaltım yakışıklı ötesi bir adamla konuştuğumu adeta anlamış, sonucunda da beni iki u'ya çevirmişti: unutkan ve uyuşmuş.''

Şimdi, kitabın arka kapağına bir göz atalım, ne kadar iddialı, gerçekten haşin, uuu inanılmaz duygusuz, mü kem mel bir erkek karakter bekliyoruz, hatta abartıp kitabın onun ağzından yazıldığını sanıyoruz ama olur mu öyle şey. Ah şu yazarlar okuyucunun beklentisini alaşağı etmek için neler yapmıyorlar ki. Yine de bu kadar acımasız olmayalım belki de 15 yaş dolaylarında olsam bu kitap için çıldırıyor olabilir, Bana bir JAY verin diye naralar atarak geziyor olabilirdim. Lakin 15 yaşımı geçeli bir kaç sene oldu ve  Jay sanırım hayatımda okuduğum en kötü erkek karakterlerden birisi olabilir. Öyle ki  Christian Grey nefretimi bile devede kulak falan kalır. O derece. ''Moruk?''

'Burnumu buruşturdum. ''Ben neden Holmes olamıyorum?''
Jay kollarını göğsünde kavuşturup tek kaşını kaldırdı.. ''Çünkü sadece ben Holmes olabilirim.''
''Ee, peki ben Lucy Liu Watson mıyım, Martin Freeman Watson mu?''
Jay dirseklerine yaslanarak öne doğru eğilince yüzlerimiz birbirine yaklaştı. ''Hangisi olmak istersin?''
''Eh, tabii ki Martin Freeman. Böylece Benedict Cumberbatch'le kanka olabilirim.''


Kitabın ilk sayfalarında olaylar peşinden atlı kovalıyor gibi hıphızlı gelişti. Ardından Matilda'nın ağzından anlatıma geçti ve her şey tepetaklak oldu. Beni en rahatsız eden kısımları şimdi söylüyorum - umarım bu kitabı karalama kampanyası falan olursa yer almaz- Bir kere Jay, kendini bir pis şeyler sanan çok bilmiş, burnun havada oluşundan semanın görünmediği birisiydi bu bir. İkincisi, 'Ooo senin moruktan naber?' diyerek, bahsettiği kişinin Matilda'nın babasının oluşu ekstra berbattı. 
Daha daha ilerleyen bölümlerde, her aşk kitabının yazmaktan geri basmadığı çirkin bir, benimsin, yok seninim, seniniiiimm, beniiimsiiiin kısımları geldi ki kitabın o kısımlarına kocaman bir haykırış NO'su yazdım.

Michelle: Geçen hafta haberlerini okudum. Çok seksi, bu kadar yakışıklı birisinin kötü olabileceği iddiasını reddediyorum.
Matilda: Eh, Justin Bieber?
Michelle: Bieber sayılmaz. O daha çok yarı güzel bir lezbiyen sınıfına girer.



Şimdi izninizle bir de pespaye Esas kızımızdan bahsedeceğim ki - pespaye diyorum- kendisi Jay ile seviştikten sonra ''Artık onun malı olduuumm nööö'' gibisinden çirkin, anlamsız ve kitaptan beni uzaklaştıracak iğrenç cümleyi kurmuştur. Sen napıyorsun Matilda? Sen, na pı yor sun? Biraz daha başa dönelim, daha adamla tanışalı bir gün olmuş hemen eriyip bitmeler, yanmalar, ayılmalar, bayılmalar.. Çıldırmama ramak kalmıştı ki kitap bitti de ikimizde rahatladık. Kitabın sonunun çok tahmin edilebilir olduğunu söylememe gerek var mı? Ama sanırım sonu en güzel kısımdı çünkü ciddi bir dille yazılmıştı ayrıca da kitabın bitmesine azıcık uzucuk kalmıştı. (Toplamda kitabı 3-4 saatte bitirdiğimi göz önünde bulundurursak yine de iyi dayandığım bence tartışmasız.)

''Bir keresinde hayali arkadaşları olan insanların hiç bir zaman onlara temas etmeye çalışmadığını okumuştum. Beynin bilinçaltındaki bir bölümü büyüyü bozmaktan korkuyordu. Jay'le de durum aynıydı. Hayatıma öyle bir giriyordu ki gerçek olduğuna inanamıyordum. Bu kadar inanılmaz birisi ancak benim hayal ürünüm olabilirdi.''

Velhasıl kelam, kitap akıcılıkta bir numaraydı çok hızlı biten hatta sanırım Asena (Asena Özoral) bu kitabı yorumlarken, reading slumptan çıkaran diye bir tabir kullanıştı ki, kesinlikle katılıyorum. Ama o kadar. Beni hayal kırıklığına uğrattın Jay. Daha hakikatli esaslı ve gerçekten güçlü bir karakter olmanı isterdim. Kitabı sıfırın altında bir beklentiyle okuyabilirsiniz, zamanınız kesinlikle keyifli geçiyor ama o kadar. O kadar.

''Hayatım boyunca istediğim destansı aşka başından beri sahiptim zaten ve hiç hayal ettiğim gibi bir şey değildi. Kusursuz ya da güzel değildi. Hatalar ve fedakarlıklarla, hatta bazen çirkinliklerle doluydu.''

Ve evet, sonu evliliğe bağlanan o aşk kitaplarındandı. öpücükler xxx









Share:

Ev Kızı Evren - Filiz Şakar | Kitap Yorumu #38

***Tanıtım***
Kitaplar, gizem ve cinayet; mükemmel birleşim.
-Tess Gerritsen-

Tess Gerritsen Ev Kızı Evren'in karakterlerinden biri, üstelik bu kitap için sarfettiği övgü dolu sözcükler kapakta yer alıyor. Ev Kızı Evren

-Wattys 2015 Kazananı - 56 hafta boyunca Macera Kategorisi birincisi olarak kaldı - 54 bin yorum, 107 bin oy aldı. Salata yaparken bıçağı ne kadar hızlı kullandığınızla övündünüz mü hiç? Övünün ! Ya da beşinci katta cam silerken en uzak noktayı bile pırıl pırıl yapabilmek için ne kadar güç sarf ettiğinizi fark ettiniz mi? Edin! Peki, halıya dökülen mürekkebi nasıl çıkaracağınızı biliyor musunuz? Bilin! Bütün bunları bilince bir ev kızının neler yapabileceğine hayret etmeyeceksiniz. Ev Kızı Evren polisiye bir olayı mizahi diliyle anlatırken, heyecanla kalkıp en yakındaki tavayı sapından sıkıca kavramanızı sağlayabilir. Ve sıradan bir tavayla, bir kahraman yaratmış olabilir… 

"Ben bir masal kahramanı değilim. Hiçbir zaman da olmayacağım. Ben bir ev kızıyım. Gerçeğim. Hem de Külkedisi'nin, Rapunzel'in, Pamuk Prenses'in olamayacağı kadar gerçeğim. Hayatınızın hiçbir ânında onları göremezsiniz. Ama beni görebilirsiniz. Belki kız kardeşinizimdir. Ya da bir arkadaşınız. Ya da siz… Oradayım. Hemen yanı başınızda..."
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 408
Baskı Yılı: 2016
Dili: Türkçe
Yayınevi: Müptela Yayınları

***Yorum***

''Ev işlerinden haz etmediğimi söyleyemem. Yani Allah aşkına! Bloğumun ismi bile Ev Kızı Evren. Ancak bu rahatlık hissi, insanda sevilme hissi bırakıyor. Yani sanki birileri benim yerime bu işleri yaptığında gururum okşanıyor. Ancak alışmamam gerek, zira bir hafta içinde eve döneceğim ve evde 'hoşgeldin' yazılı bir pankart yerine dağ gibi bir ütü beni bekliyor olacak.''

Yine bir, kitap fuarından İMZALI alınan bir kitap. Ki bu kitabın yeri bende başkadır çünkü elimde büyüdü yavrucak diyerek sahiplensem hiçte abesle iştigal kaçmaz. Ev Kızı Evren benim Wattpad elçiliğim dönemimden kalma -yıllar yıllar evvel bir tarihten bahsediyorum- keşfettiğim ve watty aleminde gerçekten ama gerçekten çok değer verdiğim bir kaç hikayeden birisiydi. (Kitap olarak ellerimde tutuyor olmak beni epey gururlandırıyor.) Kitabın yazarı Filiz ile tanışmam ise bunlardan bağımsız bir şekilde Tüyap kitap fuarında sadece küçük selamlaşma ile başlamış olsa da Ato Congressium'da -fuar ortamına göre- uzunca bir sohbetten sonra pekişti ki, zaten Eskişehir'de imza günüm var dediğinde sevinç naraları atmamam işten bile değildi.

''Düşünmek, var olmanın en büyük kozudur.''


Kitabı aldığımda,bu belli olan bir şekilde yine okumayı uzattığım söz konusu.  - yinede yıllarca okumayı ertelediğim kitapların yanı sıra buna bir bekleyiş denemez- Kitaba başladıktan sonra zaten sular seller gibi akıyor. Ben bu kitabı üç günde bitirdim lakin daha kısa sürede bitebilecek bir kitaptı - Yine tembellik yaptım, ve yazlıktayım ne bekliyorsunuz?- 

''Sonsuza kadar bu evde saklanamazdım. Üzerimde ölmüş yaşlı bir teyzenin, bana beş beden büyük gelen kıyafetleriyle oturup örgü örüp, sanki hayatım normal seyrindeymiş gibi devam edemezdim.''

Öncelikle kitabın konusuna yaklaşmadan ya da değinmeden diyeyim, söylemek istediğim bir kaç şey var ki o da yayın evi ile ilgili. Müptela yayınlarından çıkan kitaplarda sezinlediğim bir kusur var ki, bunu hepsinde olduğu ve hepsinde gözüme çarptığı için söylüyorum - o kadar atla deve değil ama- yazım yanlışları, noktalama hataları... Gerçekten bu durum beni rahatsız ediyor. Okuduğum yerde oraya takılıyorum. Ya ben manyağım, ya da bilemiyorum. Onun dışında sanırım Müptela hakkında kötü bir şey diyemeyeceğim hatta özellikle övmek ve iltifat etmek istediğim bir yönü var ki, KAPAK VE AYRAÇLAR. Kapak fetişanı bir insan olarak, güzel kapaklara son şiddetle çekiliyorum ve Müptela bu konuda gerçekten başarılı. Ve ayraçlar, her kitabın kendi konusuna göre yapılıyor ayraçlar e gerçekten çok güzel, ben bayılıyorum. Ba-yı-lı-yor-um.

''Katilin ısrarla benden istediği bir şey vardı. Beni Yaz! Yazayım güzel kardeşim yazayım da , neyini yazayım? Yarım maskeli suratını mı? Tess Gerritsen'i hiç acımadan önce bıçaklayıp sonra patlattığını mı? Durmadan aynı şeyi söylemeni mi?''

Kitabın ana konusu, Ev Kızı Evren bloğuna sahip olan Evren'in başına gelenlerden geçiyor ki, bu sanıldığı gibi değil. Kitaba kendimi yakın hissettim - ki bu yakınlıktan ağlayacaktım neredeyse- çünkü ben bu tarz samimi anlatımlı, özellikle sıradan insanların başına gelen enteresan olayları ve ajancılık işlerine hastayım. Bir zamanlar benimde yazmaya başlayıp, devamının gelmediği Koyu Karanlık isimli hikayeyi hatırlattı - hayır devamı hiç bir zaman gelmeyecek- bu durumda bende ayrıca bir sempati oluşturdu kitaba karşı. Üstelik, kitabı okuduğum yerlerde durmadan 'eğer bir film olsaydı burası nasıl olurdu' demekten kendimi alamadım.Zaten bunun üzerine yazarına mesaj atıp FİLMİNİ ÇEKİCEEEEM! diye haykırmam da cabası. Ya ne diyordum ben, Esas karakter, evet.

''Birinin ölümü benim doğumum oluyordu.''

Evren'e bir gün gizli bir kargo geliyor ve sen misin o kargo Allah, sonra o özel etkinliğe katılmacalar, o etkinlikte favori yazarının patlayıp etrafa parçalarının konfeti gibi dağılması... Ardından suçlamalar, iddia ve iftiralar, ipucu peşinde koşmalar, koşarken ayakların takılıp tökezlemesi aman da aman.. 
Tamam kabul edelim ki her kitapta olduğu gibi bu kitabında belli sayfları gerçekten geçmek bilmedi, bitmek hele hiç bilmedi fakat zor olanı seçiyor insan her defaaa, o sayfaları azmedip geçtiğin an o büyülü cevhere yaklaşıyorsun ve kitabın asıl seni içine çekecek sahneleriyle göz göze geliyorsun. 
Ayrıca benim en hoşuma giden şeylerden birisi de, kitapta geçen hiç bir söz ya da söylenen şeyler, yerde kalmadı, hepsi anahtarın kilide oturması gibi tak tak oturdu yerleşti kapıları açtı. Bu mükemmeldi.

''Hazal! Buldum, buldum!''
Tabii ki kütüphanede olduğumuzu unutmuştum. Bana doğru dönen kafalara baktım. Hepsi bir anda sinirlenmiş boğalara benziyorlardı.
''Pardon, pardon'' dedim kısık bir sesle. Sanki birden sesimi kesmişlerdi. Ama haklılardı. Kütüphanede, suyun kaldırma kuvvetini bulmuş Arşimet gibi bağıramazdım.


Bir watty kitabı olarak, okuduğum en iyi kitaplardan birisiydi diyebilirim ve önyargıları bu kitapla çok rahat aşabileceğimizi de belirtmenin gerektiğinin üzerinde basa basa durabilrim. Ben bu kitabı okurken sahiden çok keyif aldım, sahiden güzeld, sahiden eğlenceli ve zekiceydi. Valla Filiz, helal olsun be kızım! İkinci kitabını merak ediyorum - oysa ben seri kitap sevmem bile-.

öpücükler xoxo


















Share: