Salı Günleri Kimse Seks Yapmaz - Tracy Bloom | Kitap Yorumu #48

***Tanıtım***
Çilginlik Bu! Tek gecelik bir hatanın böyle bir kaosa yol açacağını kim tahmin edebilirdi ki?


Lisede tutkulu bir aşk yaşayıp olaylı şekilde ayrılan Matthew ile Katy yıllar sonra tesadüfen karşılaştıklarında ne olduğunu anlamadan kendilerini yatakta bulurlar ancak ertesi sabah bu hatayı sonsuza kadar unutmaya karar verirler. Ta ki sekiz ay sonra doğuma hazırlık kursunda birbirlerini görene kadar… 

İki tarafı da şaşkına çeviren bu karşılaşma, Katy'nin aklına kâbus gibi bir kuşku düşürür: Karnındaki bebek birlikte yaşadığı sevgilisinden de olabilir Matthew'dan da! Diğer yandan Matthew da bu olasılığı aklından çıkaramaz ve ikiz bekleyen karısı ile gençlik aşkı Katy arasında, çifte babalık kriziyle aklını oynatma noktasına gelir. Peki, bu korkunç karmaşadan bir çıkış yolu var mıdır?

"Bu kitap tam bir komedi bombası. Aklınızı başınızdan alacak!"
-Marie Claire-

"Çok iddialı! Kesinlikle hayal kırıklığına uğratmıyor."
-New! Magazine-

"Marifetli, edepsiz, zekice!"
-Sunday Mirror-

"Okurken durduk yere öyle çok kahkaha attım ki etrafımdaki insanlar durmadan neye güldüğümü sorup durdu."
-Megan Reading in the Sunshine-
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 336
Baskı Yılı: 2016
Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus

***Yorum***

''Ama salı günü zor bir gündür. Salı günü sevişmek için ne gibi bir sebebin olabilir ki? İstediğine sor. Eminim hiç kimse ne zaman salı günü seviştiğini hatırlamayacaktır.''

Hayır, lütfen! Sizlerde adına aldanıp bunu erotik kitap sanmayın lütfen. Kesinlikle değil, hatta neredeyse hiç, evet evet içinde hiç erotik bir sahne barındırmayan gayet keyifli bir ikilem arasında kalmış bir kadını anlatan, bir anda okunabilecek, ziyadesiyle keyifli, boyutları küçücük bir kitaptan başka bir şey değil. Bu kitap çıktığında arka yazısını internet üzerinden okumuştum. Uzun zaman süren beklemeyle geçen bir çıkma beklemedim ama bazen bir kitabı gördüğünüzde o kitabı okumanız gerektiğini anlarsınız. Ardından kısa bir goodreads araştırması ile birlikte, kitabı gerçekten okumak istediğime en net bir şekilde karar verdim.

''Ergenlik döneminde ilk aşkıyla yaşadığı travmatik olaydan sonra kalbi o eski duygusal kapasitesine bir daha hiç erişememişti. O zamandan sonra hissettiği en ufak bir sevgi kıpırtısı,yakında kalbinin kırılacağına dair onu uyarıyor,acilen ilişkisine son verip kendini hemen korumaya alıyordu.''

Ana karakterimiz Katy'nin eski okul günlerine gitmesi, orada talihsiz bir şekilde ayrılığa sürüklenen ilişkilerinin tarafı, lise aşkını görmesi ve hesapta hiç olmayan bir sarhoşlukla devam eden değişik bir süreçle kitap konusunu anlatmaya başlıyor. Buraya kadar normal fakat bu durgun suları bulandıran bir kaç olay söz konusu. 1) Lise aşkı olan Matthew evli. 2) Katy'nin zaten Ben isminde bir sevgilisi var 3) Katy hamile 4) Matthew'in karısı da hamile 5) Matthew'in karısı Katy'nin yakın arkadaşı olmak istiyor. Ziyadesiyle işin içinden çıkılmayacak bir durum gibi görünüyor evet biliyorum. Hatta yazar o kadar iyi anlatmış, yansıtmış ki bu durumu kitabın sonuna kadar Katy'nin kimi seçeceğini bilmiyoruz, hoş, çocuğun babasınında kim olduğunu bilmiyoruz ya neyse...

''Matthew posteri işaret edip 'Benim odamda Patrick Swayze posteri,içi dolgun papağan ve çıplak vücut heykelim şöyle dursun, bir saksı bile yok.' dedi.
'Şey, sanırım Patrick Swayze'i sevmekten hiç vazgeçmeyeceğim.'dedi Katy kısık bir sesle.''


Kitabın çevirisinde sıkıntı olduğunu düşünmüyorum. Ama illaki bir sıkıntı bir noksan bulacaksak, kitabın arka kapağında gülmekten öldüm tarzında bir kaç yorum yapılmış. Evet arkadaşlar, ben gülmekten ölmedim. Hatta çok bekledim, burada mı gülüyoruz, şimdi mi gülüyoruz gibisinden fakat o an hiç gelmedi. Ha, kitabın hakkını asla yiyemem çünkü gerçekten hafif bunalımlı ve kapalı havalarda okunabilecek gayet eğlenceli bir kitaptı ama gelgelelim ki gülemedim, güldüm ama kahkahalarla değil...

''Şey her şey bir anda zihnime üşüştü. Bilirsin işte, şu ilk aşk duygusu. Her şeyin daha basit olduğu o günler...''
''Bu noktada sana katıldığımdan emin değilim. Yani Baby, Johnny'nin Penny'i hamile bıraktığına gerçekten inanmıştı. Bana göre yeterince karmaşık bir durum bu.''
''Ben Dirty Dancing'den bahsetmiyorum.'' dedi Katy öfkeyle.


Tam bu yazının üzerinde bulunan alıntıyı bilerek yazdım çünkü burada eklemek istediğim bir nokta var o da şudur ki, ben içinde filmlerden bahseden kitapları okumaktan ekstra bir keyif alıyorum, bölümümden dolayı mıdır, ilgimden ya da başka diğer şeylerden dolayı mıdır bilmiyorum fakat bu duruma bayılıyorum. Kitap karakterlerini daha çok gerçekçi kılıyor bence. Yani sonuçta illaki her insanın etkilendiği bir film vardır, hayatının dönüm noktası olan, değiştiren. Yok mudur? Bence vardır.

Kitabı okumanızı öneririm, kötü yorum yapılacak beğenilmeyecek okunmayacak bir kitap hiç değildi. Özellikle böyle kapalı havalarda ilaç gibi merhem gibi gidiyor. Öneriyorum. 

öpücükler xoxo








Share:

Gölün Cadısı - Elizabeth George Speare | Kitap Yorumu #47

***Tanıtım***
Kit Tyler, 1687 yılında Connecticut Kolonisi'ne vardığı ilk andan beri şüphe ve hoşnutsuzlukla karşılaşır. Barbados adasındaki hayatını terk etmek zorunda kalan bu yalnız ve çaresiz kızın, hiç tanımadığı teyzesinin ailesine katılmaktan başka şansı yoktur. Kendi kimliğini koruma isteği ve yeni katıldığı bu topluluğa ayak uydurma uğraşları arasında kalan Kit, onu anlayan sıcak yürekli bir kadınla tanışır. Ancak Kit'in, koloni sakinleri tarafından cadı olmasından şüphelenilen Hannah Tupper'la olan arkadaşlığı, tahmin edebileceğinden çok daha büyük bir sorun olacak ve sonunda Kit'i kalbi ve yapması gerekenler arasında bir seçim yapmaya zorlayacaktır.


Elizabeth George Speare'in Newberry ödüllü romanı öyle bir kahraman tasvir ediyor ki, okurlar Kit'in hiç bozulmayan doğruluğu ve sevgi dolu kalbine hayran olmadan edemeyecekler.

"Romanın oldukça hareketli ve canlı karakterlere sahip bir öyküsü var. Romanın arka planı her yanıyla çok gerçekçi."
- The New York Times-

"Bu romanın başardığı gibi, okuyucuyu on yedinci yüzyıl yaşamına götüren çok az kitap var." 
-The New York Herald, Tribune-

"Güçlü olay örgüsü ve üç boyutlu karakterleri bu tarihi romanı benzerlerinden ayrı kılıyor."
-Booklist, ALA- 
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 250
Baskı Yılı: 2013
Dili: Türkçe
Yayınevi: Epsilon Yayınları

***Yorum***
Bu kitabı Eskişehir kitap günleri'nde Epsilon standının çocuk kitapları için ayırmış olduğu 5 liralık kitaplar bölümünden aldım. Kitabın kapağı birden ilgimi çekti, sanırım tarihi ve cadılara karşı da açığa vurulmamış bir ilgim varmış. Kafa dağıtmak için okuduğumda da beni sıkmayan bir kitap olduğu için rahatça okudum başladım. Bu kitap üzerinden tam olarak nasıl bir yorum yapılır emin değilim lakin, aklıma gelen bir çok şeyi söyleyeceğim. Öncelikle bu kitanı çocuk kitabı diyerek ötekileştirmek istemiyorum çünkü, kitap benim zannımca bir çocuğun okuyabileceğinden daha fazla karaktere sahipti. Düşünüyorum ben bu kitabı 12 yaşlarında ya da 10 yaşlarında okusam, olay örgüsünü illaki anlardım ama isimler konusunda sanırım birazcık karıştırırdım.

''Neden onun bir cadı olduğunu söylüyorlar? diye sordu Prudence, dönüş yolunda. Çünkü onu tanımaya çabalamadılar. İnsanlar anlamadıkları şeyden korkarlar. Sen artık ondan korkmayacaksın değil mi? Ben olmasam bile ara sıra onu görmeye gideceksin?''

Kitap Kit ismindeki küçük kızın büyük babasının ölümüyle birlikte İngiltere'ye teyzesi Rachel'in yanına gitmesiyle başlıyor. Tabi kültürel farklılıklar ve küçük bir kasabaya yeni gelen birisi olduğu için tam olarak hoşgörü ile karşılanmıyor. Bir süre sonra evi merkezden uzakta olan Hannah ile tanışıyor. Hannah ise zamanında kocası ile birlikte gelmiş fakat dinen farklı mezheplere dahil olduğu için kasaba halkı tarafından dışlanmış ve cadı yaftası yapıştırılmış bir teyzecik. E, Kit'in en yakın arkadaşı Hannah olunca ister istemez insanlar Kit'e olması gerekenden farklı daha kötümser bir gözle bakıyorlar.

''Savaş en büyük kötülüktür Matthew. İnan bana, kan dökerek iyilik elde edilmez.''
Az sayfa ile çok fazla şey anlatan sonuyla da içinizi ısıtan tatlılıktan ölmek üzere olan bir kitaptı. Okumak boş zaman gibi değildi, herkesin okuyabileceği bir kitaptı zaten. Bir çırpıda da bitti. Yazım dili insanı zorlamayan düzeyde.  Ben tavsiye ederim, eğer denk gelirseniz alıp okumalısınız. 

öpücükler xoxo













Share:

Havva'nın Üç Kızı - Elif Şafak | Kitap Yorumu #46

***Tanıtım***
İnanca, inançsızlığa, arayışa, farklı kadınlara ve aşka dair baş döndürücü bir yolculuk... 
Ben ne annem gibi dindarım, ne babam gibi kâinatın, beş duyumla kavradığım şeylerden ibaret olduğuna kaniyim. Öyleyse ben neredeyim? Ne mutlak dindarlığa, ne de mutlak akılcılığa dahil olmak isteyenler için bir başka yaklaşım, yeni bir varoluş şekli yok mu acaba? Bir üçüncü yol mesela? Kim bilir?

Şirin, Mona ve Peri… Günahkâr, İnanan ve Şaşkın. Münkir, Mümin ve Mütereddit… Böylesine farklı üç genç kadın nasıl bir araya gelebilir? Arkadaş olabilirler mi sahi? Hatta kız kardeş? 

Tanrı, bilim, kimlik, aidiyet, Doğu-Batı tartışmalarının tam ortasında hiç kimselere benzemeyen, karizmatik bir adam, sarsıcı bir skandal ve sıra dışı bir aşk... yarım kalan... seneler sonra yeniden canlanan...

Elif Şafak büyüleyici dili ve sağlam olay örgüsüyle inanca, inançsızlığa, arayışa, farklı kadınlara ve aşka dair baş döndürücü bir yolculuğa çıkarıyor bizleri. 

Havva'nın Üç Kızı Türkiye ile Avrupa, dün ve bugün arasında gidip gelen güncel bir hikâye anlatıyor. 

Yüzyılımızın en çok tartışılacak konularından birini kışkırtıcı kahramanlar aracılığıyla ele alan, temposu hiç düşmeyen, kolay kolay unutamayacağınız bir roman.
(Tanıtım Bülteninden)

İnce Kapak: 
Sayfa Sayısı: 424
Baskı Yılı: 2016

 ***Yorum***  
''Eğer sakız çeşitleri politik rejimleri temsil etse, naneli sakız kesin faşizm olurdu, diye düşünürdü hep. Totaliter, katı, steril.''  

Bu kitap sanırım uzun süre sonra gerçekten arkasında yazan fiyatı düşünmeden verdiğim kitap olma özelliğini taşıyor. Tabi ki kitabın anlamı, en yakın arkadaşlarımdan birisi ile birlikte gidip aldığımız için daha da büyüyor ve özelleşiyor. Hoş daha sonraları gittiğimde bu kitabı almış olduğum kitapçının kapanmış olması beni bir hayli üzdü. Çünkü kitapçı sonuçta, nerede olursa olsun kitap satan bir yerin kapanmış olma düşüncesi insanlar için üzücü olmalı. En azından benim için öyle. Kitabı aldıktan sonra bu sene içinde okuyacağımı biliyordum fakat ister istemez tereddütte kaldım. Havva'nın üç kızı, Elif Şafak'tan okuduğum ilk kitap değildi ama bu sıcak yaz aylarında gider mi gitmez mi, insan düşünüyor işte daha fazla ne denir ki?

 ''Fırtınalı bir denizdi bu şehir. Buzdağları gibi yükselen ve görünenin altında ne sakladığı belli olmayan erkeklikler arasında dikkatli ve temkinli gezinmek durumundaydı kadınlar. Eşitlik,lafta bile yoktu değil hakikatte olsun. Kadınların gözlerini devamlı yere dikmeleri bekleniyordu bu kültürde. Namus mesajları vermek için, mümkün olduğunca başını öne eğmeliydi cins-i latif. Bu halde insan nasıl araba kullanır, nasıl yolda yürüyebilirdi, o da ayrı konuydu tabii. Şehir hayatının tehlikeleri, özellikle sataşma ve tacizler karşısında insanın sürekli tetikte olması gerekiyordu üstelik. Velhasıl nasıl oluyor da kadınlardan aynı anda hem başlarını öne eğip, hem de gözlerini dört açmaları bekleniyordu, anlayabilmiş değildi Peri.''

Hemen kitabın konusuna girmek gerekli mi bilmiyorum. Daha çok lafa nasıl başlayacağımı bilmiyorum diyelim. Elif Şafak'ı zaten bilen bilir, dili, kalemi kuvvetlidir, az kullanılan ya da sık kullanılmayan dilde pek olmayan kelimeleri seçer, hoştur. Ben kendisini bir gazetede küçük bir öyküsünü okuduğumda tanımıştım sanırım ilk önce. Dil olsun anlatım konusunda sıkıntısı zaten yok. Ama konusu hepimizin aşina bir konusu olduğu için kitap ağırlaşıyor. Olayları 2000 yılından 2016 yılına geçiş yaparak ana karakter olan Peri'nin gözünden anlatıyor. Peri, hiç de yabancı kalmadığımız bir karakter. Ortada kalmış, git geller arasında kendini ve doğruyu bulmak amacı gütmüş bir kız. Tabi ki bu ikilem haliyle insanda yüksek düzeyde kafa karışıklığı yaşatıyor.

''Demokrasi olan memlekette bir adam sarhoş oldu mu, 'Ah ne oldu benim güzel sevgilime?' diye ağlar. Demokrasi olmayan bir yerde ise, adam sarhoş oldu mu 'Ah ne oldu benim güzel memleketime?' diye ağlar.''

Böyle düşünmek doğru mu bilmiyorum ama kitap güncel olduğu için böyle bir yanılgıya da düşmüş olabilirim ama, sanki aceleye gelmiş gibi gördüm. Yani hani hazır durumlar vahim, bu olaylar da gündemde, neden bu konuda bir kitap yazmıyorum denmiş ve hemen kısa bir taslak, ülkenin genel halini de göz önünde bulundurarak şipşak yazılmış gibi. Şu bakımdan kesinlikle iyi, dönemin sıkıntılarını, o bomba olayları olsun, insanların, bilhassa kadınların içine düşmüş olduğu sıkıntılı durumlar, ikilemler olsun, uzun paragraflarla çok hoş anlatılmış. Kitabı beğenmediğim içinde böyle demiyorum ama yine de - Bence- fikrin olgunlaşması beklenmemiş. Hoş, bu dönemde çıkmış olması belki bilmeden alıp okuyan birisi için ufuk genişletici sayılabilir. Ay işin içinden çıkamadım.

''Kitaplardı onun vatanı ama aynı zamanda daimi sürgün diyarı...''

Kitap arka yazısını ilk okuduğumda üç kızdan bahsettiği için, ve adı da buna yönelik olduğu için kitap üç bölümden oluşuyordur, üç kızın birbirleri ile olan durumları farklı gözlerle anlatılıyordur gibi bir düşünmüştüm ama yanılmışım, Her şey aslında Peri'nin ağzından ve gözünden anlatılıyormuş. Diğer kararkterler ana karakter değil de, Peri'nin bir parçasıymış. Kitabı okuyanın kendini her karakterde görebilmesi üzerinde durulmuş zannımca. Yanı eğer biraz daha muhafazakarsan bir Mona olabilirsin pekala, veyahut inanmamayı seçmişsen Şirin ile denkleşebilirsin. Ben kendimi Peri de buldum. Belki onun kadar karışık değildim ama, sanırım bütün arada kalan herkes Peri.

''Demokrasiden vazgeçemeyiz. Ayrıca diktatörlüğün iyi niyetlisi falan olmaz.
Nedenmiş? diye sordu mimar hemen.
Çünkü küçük ilah olmaz. Birileri bir kez Tanrı'yı oynamaya başladı mı, er ya da geç işler çığırından çıkar.''


Kitaptan, buraya yazmak istediğim sayfalarca alıntı var. Kitabı alıp okumanızı öneririm, özellikle kapak tasarımının hikayesi de çok hoşuma gitmişti. Ben yukarıdan aşağıya olan tasarımı daha çok beğendim ama hikayesini okuyunca diğer tasarıma da sempati besledim. Ayrıca kitabın sayfaları çok güzeldi. Ya ben dokunmaya bayıldım vallahi. Toplumsal mesaj veren, gündemi az çok özetleyen, okunması gerektiğini düşündüğüm kitaplardan birisi Havva'nın üç kızı.

''Ama bomba bambaşkaydı. Bomba trajik bir kaza ya da doğal bir felaket değil; kasıtlı şer, bilinçli kötülük demekti. Her nevi kaza, bela ürkütücüydü, tamam. Ama insanın insanı gözünü kırpmadan öldürebilmesi, işte o, karanlığın en dibiydi.''


öpücükler xoxo
Share:

Lexicon - Max Barry | Kitap Yorumu #45

***Tanıtım***
Sözcüklerin gücü yalnızca edebiyat için mi geçerli sanıyorsunuz? Öyleyse çok yanılıyorsunuz. Lexicon size bazı sözcüklerin kanlı yüzünü gösterecek. Üstelik seri bir katil kadar kanlı yüzünü…

"Bir Sözcük Var" Diyorlar,İnsanların Bilinçlerini Ele Geçiren Ve Onları Öldüren... Washington'dan Avustralya'nın Broken Hill kasabasına uzanan bir takip hikâyesi Lexicon. Başrolde yüzyıllar sonra ortaya çıkmış ve önüne geleni öldürme gücüne sahip bir sözcük var. O sözcüğün peşine düşen bir örgüt ve tüm bu karmaşanın ortasında birbirlerini kaybetmiş iki âşık...

"Müthiş iyi bir kitap. Aynı anda hem karanlık hem eğlenceli hem merhametli olabilen çok katmanlı bir roman."
-John Warner, Chicago Tribune-

San Francisco sokaklarından Washington'daki Akademi'ye götürülen Emily'nin sözcüklerle arası iyiydi. Bu sayede insanları kolayca ikna edebiliyordu. Wil ise üyelerinin, dünyaca ünlü şairlerin isimlerini kullandığı bir örgüt tarafından kaçırılmıştı.
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 452
Baskı Yılı: 2014

***Yorum***

''Senin segmentin ne?
Ne?
Doksan üç mü?
Çocuk bomboş bakmaya başladı. Öyle eğitilmişti. Bambaşka bir şey düşünüyordu: mutluluk veren bir şey, hüzün veren bir şey, travmatik bir şey; sadece kendi bildiği bir şeye odaklanmıştı. Bunun amacı, yüz ifadesine biraz ses ekleyerek ne düşündüğünün karşı taraftan okunmaz hale gelmesini sağlamaktı.''


Bu kitabı bundan iki sezon önce D&R'ın 5 lira indiriminden alıp, sonradan okumak üzere kitaplığımın en ücra semtlerine bırakmıştım. Ardından konusunun çok garip ve benzersiz olduğunu düşünüp okuması için bir arkadaşıma ödünç vermiştim - evet ben daha okumama rağmen- sonra o arkadaşımda bana geri vermeyi epeyce geciktirince sonuç bu oldu. Çok önceden alınmış ama okunmaya yeni fırsat bulunmuş bir kitap. Doğrusu şimdi ya da sonra okunmasında değilim, bu kitabın zamanı yokmuş. Hani bazen diyorum ya bu kitabı daha önce okusam iyi olurmuş şunu sonra okusam olurmuş falan diye. Bu kitap tamamen zamansız.

''Dua mı ediyor? diye düşündü. Çünkü öyleye benziyordu. Ama olamazdı çünkü dindar bir şair,yüzünü güzelleştirme hevesine kapılan bir şairden bile daha gülünçtü. Tanrı'ya inanmak, aidiyet duygusuna ve daha yüksek bir amaca ihtiyaç duyduğumuzu belli eden zihinsel bir zaaftı: bunlar şairlerin kontrol altına alması gereken arzulardı. Dışarıdan gelen saldırılara açık olma gizligücü taşıyan kanallar. Senin hangi segmentten olduğunu açıkça ilan ederlerdi.''

Kitabın konusuna değinecek olursak, kitabın arkasında ve önünde yazan ''bir sözcük dünyayı istila etmek üzere'' cümlesi beni epey etkilemişti ve kitabı sahiden çok iddialı bulmuştum. Daha sonra kitapta konu edilen tarikatın üyelerinin her birinin bilinen bir şair ismi taşıması da fazlaca ilgimi çekti. Polisiye ve gerilim olduğunu biliyordum ama istemsizce sanki biraz daha fazla mitlere, felsefeye, sosyoloji ve psikolojiye ağırlık verebilirdi diye düşünmüyor değildim. Kitap içerisinde bu bahsettiğim bilim dallarına değinmekten kaçınmıyor fakat temel olarak daha sağlam bir çıkış yapmayı tercih etmesi daha doğru olurdu. Böyle dediğime bakmayın, kitap epey iyi üstelik benim gibi fanilerin aklına böyle bir kitap yazmak hayatta gelmez. Kaldı ki ben burada bunu eleştirmeye çalışıyorum. Aman ya, ne diyorum?

''Dünyada hiç bir gücün kurşunu durduramayacağını unutmamalıydı. Yıllar önce okulda ona satranç oynamayı öğretmişlerdi. Bütün mesele taşların hücum yetenekleri bakımından birbirinden farklı olduğunu kavramaktaydı. Yere serilmek açısından ise hepsi eşitti. Taş almak. Satrançta buna taş almak denirdi. Bundan çıkan ders, en güçlü taşları konuşlandırırken temkini elden bırakmamaktı, çünkü aptal bir piyon bile onları yere sermeye yeterdi.''


Kitap iki farklı açıdan anlatıp sonunda iki hikayeyi buluşturuyordu. İlk esas adamımız Will - ki sonradan bu adamcağız Harry oluyor (hayır bu spoiler değil çünkü bunu hikaye ilerledikçe ön görmek mümkün)- Diğer bir tarafta da Emily'nin hikayesi anlatılıyordu. Doğrusu ben en çok Emily'nin hikayesini okurken keyif aldım fakat Will'in hikayesi kötü değildi, çünkü bu iki hikaye birbirinden ayrı düşünülemezdi. Emily yani esas kızımız kurnaz hileli yetenekleri tarafından fark edilip bu tarikata alınıyor ve sonrasında olaylar gelişiyor. Bu tarikat mı desem aslında kendilerine Lonca diyorlardı sanırım, bu grup mu desem neyse... bu grubun kendi adamlarını yetiştirmek için okulları var, bu okullarda insanların psikolojilerini anlamayı ve karakter analizi yapmak konusunda ustaca bir araştırma sürüyor. BENİ DURDURUN YOKSA TÜM KİTABI YANLIŞLIKLA ÖZETLEYECEĞİM!

''Hey Emily, yıldızlar ne yapar biliyor musun? Onlar her şeyi yiyip yutarlar. Hiçbir şey kalmayana kadar etraflarında ne var ne yok yakarlar. Sonra ışığı yemeye başlarlar. Yaptığın şeyin bu olduğunun farkındasın değil mi? Her şeyi yutuyorsun.''

Bir de çıplak söz var ki, zaten kitabın hikayesi bunun üzerinde ilerliyor. O çıplak sözü gören herkes, ayrıksılar dışında etkisi altına giriyor ve tamamiyle itaatkar oluyorlar. İşte sonra sonra bir sürü olay oluyor hayır buraları anlatmayacağım. 

''Sözcükler sadece ses ve şekilden ibaret değildir aynı zamanda anlam taşırlar. Dil şudur; Anlam aktarmak için yapılmış bir protokol. İngilizce öğrendiğiniz zaman beyninizi belirli seslere karşı belirli tepkiler vermek üzere eğitirsiniz. Sonuçta protokolün hacklenebileceğini anlıyoruz.''

Kitabın yorumunu girmek ve okumak arasında epeyce boşluk bıraktığım için yeteri kadar net hatırlayamadığım detaylar var. Fakat şunu biliyorum ki kitabı okurken, içine o kadar çekmiş ki annem bana seslendiğinde irkildim ve ardından cevap verdim. Gerilim olduğu için değil olaylar bazı noktalarda inanılmaz hızlı bir şekilde akıyor ve siz karşı koyamıyorsunuz.

''Sözcükler insan öldürmez.''
''Bal gibi de öldürür. Hem de her zaman.''


Bu kitabı tesadüf eseri keşfedip almama rağmen, okumaya zaman ayırmaya dahi pişmanlık duymadım. Hayat değişik bir bakış açısı ve insana az çok bir şeyler katan bir roman. Sadece keyifli zaman geçirtmekle kalmıyor yani. Tavsiye ederim. 

''Aşk bir başkasının gözleriyle kendini tanımlamaktır. Bir insanı, ikinizin arasında kayda değer hiçbir ayrım kalmayacak kadar yakından tanımaktır ve yirmi yıl boyunca her gün yanında olmadığı anlarda eksik kaldığını hissederek yaşamaktır. Ta ki o, senin üzerine davar kamyonu sürene ve sen onu vurana dek. Budur işte.''

öpücükler xoxox

'' Bütün imparatorluklar eninde sonunda çöker. Ama neden? Ellerinde güç olmadığından değil, hatta tam tersi. İktidar onları gevşetiyor. Disiplinlerini kaybediyorlar. İktidarı ele geçirmek için çalışanların yerine, iktidardan başka hiç bir şey bilmeyenler geçiyor. Temel arzuların ötesine geçme ihtiyacını hiç anlayamayanlar. İktidar yozlaştırır derler. Kendi kendime soruyorum işte bu yüzden: Eğer iktidarı ele geçirirsem, ben ben olarak kalır mıyım yoksa beni de yozlaştırır mı?''


Share: