Genç Elitler - Marie Lu (The Young Elites #1) | Kitap Yorumu #51

***Tanıtım***
Onlar Hayatta Kalanlar, Liderler, Savaşçılar. Onlar Genç Elitler.

Adelina Amouteru, ölümcül bir hastalıktan kurtulmuştur. On yıl önce ülkesini kasıp kavuran kanlı humma vücudunda tuhaf izler bırakmıştır. Fakat hastalığı atlatanların bazılarında, başka şeyler de kaldığı rivayet edilmektedir… Gizemli ve sıradışı yeteneklere kavuştuklarına inanılan bu insanların kimlikleri gizlidir ancak onlara Genç Elitler denmeye başlamıştır.
Teren Santoro, Kral için çalışmaktadır. Engizisyon Mihveri'nin lideri olarak görevi, tehlikeli olduğuna inandığı Genç Elitler'i bulmak ve onlar ülkeyi yok etmeden onları yok etmektir ama aslında Teren hepsininkinden büyük bir sır saklamaktadır.
Enzo Valenciano, Hançer Cemiyeti üyesidir. Bu gizli Genç Elit grubu, kendilerinden olanları Engizisyon Mihveri'nden önce bulmaya çalışmaktadır ama Adelina'yı bulduklarında onun şimdiye dek görmedikleri güçlere sahip olduğunu keşfedeceklerdir.
Birbirinden apayrı savaşlar sürdüren bu üçlünün yolları hiç beklenmedik şekilde kesişecektir. Ancak hepsinin emin olduğu tek şey vardır: Karanlık bir intikam ve yok etme arzusuyla yanıp tutuşan Adelina'nın güçlerine bu dünyada yer yoktur.

"Bu kitabı eline alanlar büyülenmeye hazır olsun… Tabii bir de serinin devamına."
-Booklist-

"Lu, karakterlerinin müthiş hatalar yapmasına izin vererek çıtayı gerçekten yükseltiyor… Tekrar tekrar ziyaret etmek isteyeceğiniz bir dünya."
-New York Times Book Review-

"Lu 'romantizmle olgunlaşma' formülünden çark ederek sevgi temasının içinde yer alan pek çok hissi tek tek ele almış… Bu kitapta ne Adelina ne de okurlar için huzur var. İhanet, ölüm tehditleri ve reddedilmenin hissedilmediği tek bir güvenli bölge bile yok."
-Publishers Weekly-

"Gerçekten sürükleyici fantastik eserlerin hayranları için kaçırılmaz bir fırsat."
-Kirkus Reviews-

"On dördüncü yüzyılda ve korkunun güç anlamına geldiği bir dünyada geçen bu fantastik eserde Game of Thrones, X-Men'le karşılaşıyor. Bu epik fantazya her şeyin değişeceğinin rivayet edildiği ikinci kitabı dört gözle beklemenize sebep olacak."
-Shelf Awareness-

"Heyecan yüklü ve dopdolu bu öyküde nabzınızı hızlandıracak dövüş sahneleri, kalbinizi durduracak kadar kıl payı kurtuluşlar ve yıkıma sürükleyen ihanetler var."
-The Bulletin of the Center for Children's Books-

"Lu, Genç Elitler ve Adelina'nın hikâyesini örerken her sayfaya büyüsünü katmış. Hiçbir şey göründüğü gibi değil."
-Voya-

"Lu unutulmaz ve büyüleyici bir tarihi fantazyayı, tüm gençlerin tecrübe ettiği kendini kabul sorunuyla boğuşan, güçlü bir kadın kahramanla harmanlamış. Bu yeni seri hem eski takipçilerini etkileyecek hem de yepyeni hayranlar edinmesini sağlayacak."
-School Library Journal-
(Tanıtım Bülteninden)


Sayfa Sayısı: 368
Baskı Yılı: 2016
Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus

***Yorum***


''Bazıları bizden nefret eder, darağacında sallandırılması gereken haydutlar olduğumuzu düşünür.
Bazıları bizden korkar, yakılarak öldürülmesi gereken iblisler olduğumuzu düşünür.
Bazıları bize tapar, tanrıların çocukları olduğumuzu düşünür.
Ama hepsi bizi tanır.''



Kitap hakkında daha önce herhangi bir bilgiye sahip olmadığıma inanamıyorum! Bu cehaletimin yazarın diğer kitaplarını okumamış oluşumdan kaynaklandığını düşünmekteyim. Marie Lu ile bu kadar geç tanıştığım içinde üzgünüm. Bunun sebebi kitabı yazım dili değil. Dilde diğer yazarlardan farklı çok fazla bir şey göremedim lakin, yazarın yarattığı dünya, hayal gücü bambaşka bir evren, bambaşka bir hikaye. Bu durum ise kitabı sevmeyi neredeyse zorunlu kılıyor.


''Sadece inandığın şeyleri görüyorsan, gördüğüne inanmanın anlamı yoktur.''


Kitap için yapılan yorumlar kısmında bir noktada, ''x-men'' benzetmesi kullanılıyor. Tam olarak x-men söz konusu olmasa bile insan gerçekten de benzetmeden duramıyor. Kendine has özgün bir konusu var, fakat bir noktadan sonra bütün distopyalar, bütün fantastikler aynı noktaya bağlanıyormuş gibi geliyor bana. Konuyu kısaca özet geçeceğim, belki de bana hak verirsiniz: Ülkede kanlı humma hastalığı baş gösteriyor ve neredeyse nüfusun yarısından fazlası ise bu humma yüzünden kırılıyor. Geriye kalanlar, hummayı yenebilmiş olanlar ise hayatlarına vücudunda bir izle hayatlarına devam ediyorlar. Bu iz kimisinde bir kusur olarak farke dilirken kimisinde fark edilmiyor. Tabi bunlara malfetto deniyor. Bu Malfettoların bir kısmı ise farklı güçlere sahip olarak yaşıyorlar. Şimdiii, esas kızımızın yani Adelina'nın hikayesi de bu noktada başlıyor.

''Henüz dünya gençken, tanrılar ve tanrıçalar melekleri yarattı; Mutluluk ve hırs, güzellik ve empati ve keder, korku ve öfke, insanlığı ateşleyen kıvılcımlar. Bir şeyler hissedebilmek, dolayısıyla insan olmak, tanrıların çocuğu olmak demektir.''


Adelina'nın hikayesi bu noktada başlıyor ama aynı anda Teren ve Enzo isimli karakterlerin hayatları da başlıyor. üçü de aslında hikayenin olmazsa olmazları olmalarına rağmen, baş karakter Adelina olduğu için esas kızımız da elbeteki o oluyor. Şimdi küçücük x-men'den farkını şuraya bir kondurayım: X-men, mutasyona uğrayan karakterlerden oluşuyordu lakin genç elitler, malfettolardan oluşuyor ve tam olarak mutasyon diyemeyiz, daha çok özel güçlere sahip olmakla ön plana çıkıyor. Ama benzettiğim noktalar var, mesela Genç Elitler isminde bir grupta, Enzo'nun hakimiyetindeki, aynı Xavier'in denetimindeki x-men'e benziyor. Bu noktada Adelina kim derseniz, içimden bir ses Magneto diyor. Bu spoiler'a mı girdi? Bence girmedi. Umarım girmemiştir yani.

''Düşman olmaları gerektiğini bilmedikleri sürece birbirlerinin en yakın arkadaşıydılar. Hakikat çok geçmeden yıkıma neden olacaktı.''


Yazarın teşekkür kısmında, kitap hakkında karakterler hakkında demiş olduğu şey benim çok hoşuma gitti, özetle: genç elitler bir kahraman hikayesi olarak başladı fakat bu hikaye çok fazla ilerleyemedi, bizde napsak napsak diye düşündük, kötü kızın hikayesini yazalım dedik. Ya da buna benzer bir şeyler. Tabi ki kötü kız dediysek, şu teen fiction kötü kızlarından değil Adelina, süper kahraman kötü kızlarından bahsediyorum, süper kötü yani. Öğretmenlerine kafa tutan tiplerden değil. Onlar hiç hoş olmayan kötüler. Adelina havalı kötü. Anladınız mı? Bence gayeet açık oldu. Velhasıl kelam, Adelina'da genç elitlere katılıyor ve güçlerinin farkına varması, hatta güçlerini nasıl kullanacağının farkına varmasıyla olaylar akıyor da akıyor.


''Güven, dipsiz bir boşluğa düştüğümüz ve birbirinizin eline uzandığınız andır.''


Seri kitap okumam da okumam, sevmem de sevmem diye diye neredeyse bütün okuduğum kitaplar seri olmaya başladı mı? Başladı. Seri kitap okumaya alıştım mı? Alıştım. Genç Elitler'in ikinci ve üçüncü kitabını alıp okuyacak mıyım? Okumaz mıyım...

Ben kitabı beğendim, ama sor bana neden beğendim, beğendim çünkü bu defa kitap süper kahramanın değil süper kötünün hikayesiydi. Beğendim neden, karakterlerin yaşı küçüktü ve ona uygun davranışlar sergiliyorlardı, araya gelip çok bilmişlik yapan eden olmadığı gibi yaşı büyükmüşçesine davranışlar da yüklenmemişti. Bence bunlar beğenmek için bayağı geçerli sebepler. Fantastik seviyorsanız, nabzı hep yüksek tutan bu kitabı okumanızı tavsiye ediyürüm..


öpücükler xoxo



















Share:

Aşk Ve Diğer İmkansız Kelimeler - Erin McCahan | Kitap Yorumu #50

***Tanıtım***
İnsan bilmediği bir dilde kendisi olabilir mi?.. Peki ya âşık olabilir mi?


Kalbiniz çeviriye kurban giderse ne olur?

On altı yaşındaki Josie birçok dil bilmektedir: Lise dili, üniversite dili, arkadaş dili, erkek arkadaş dili, ayrılık dili, hatta güzel kız dili. Ama bunların hiçbiri kendi dili değildir… Onun dilini konuşanlar yalnızca en yakın arkadaşı Stu ile ablası Kate'tir. Kate çekilmez bir adamla nişanlanınca Josie bunu dünyanın en büyük hatası gibi görmekten kendini alamaz. Ablası düğün gününe kadar Josie'yi yola getirmeye kararlıdır; Josie'yse Kate ile nişanlısını ayırmaya. Sırlar ve anlamsal farklılıklar üzerine savaşlar verilirken Josie gerçek aşkın doğasını merak etmeye başlayacaktır.

"McCahan'ın ilk ağızdan anlattığı öykü, okurları kahkahalara boğacak. Josie'nin analitik, fazla düşünerek yaptığı konuşmaları ve iğneleyici cümleleri gönüllere taht kuracak cinsten."
-Publisher's Weekly-

"Başkahramanı gibi komik, tuhaf ve sempatik bir hikâye… Hayran kalmamak elde değil."
-Huntley Fitzpatrick-

"Josie gençlik edebiyatında nadir bulunan, özgün bir karakter… Kontrol edilemeyeni kontrol etmeye çalışarak, sevgiyi hem isteyip hem ondan korkarak içimizden biri olduğunu gösteriyor. Canlı karakterler ve tatmin edici konusuyla okurların beklentisini boşa çıkarmayacak." 
-Kirkus Reviews-
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 336
Baskı Yılı: 2016
Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus


***Yorum***


''Dünyadaki bütün diller içindeki en harika kelime 'yurt'. Türkçe. İsviçre Alpleri'nde yaşayan, Fransızca konuşan, keçi güden bir aileden de geliyor olsam duyar duymaz yurt ne demek anlardım. Karışıklığa mahal yoktu. Gayet açık ve netti. Bir dilin olağanüstülüğüne somut bir örnekti.
Yurt.
Keşke bütün diller bu kadar açık olsaydı.''


Aşk ve Diğer İmkansız Kelimeler, ihtiyacım olan yerde, ihtiyacım olan bir kitaptı. Bence tanrılar bu ihtiyacımı hissederek bana gönderdiler. Bir kaç yerde, çabuk okunan, çerezlik bir kitap olarak bahsedildiğini duyunca, benim beklentim düştü tabi, ama bu kitaplar genelde iç ısıtan türde olduğu için çok üzerinde durmadım. Ne de olsa, yüreğimizin buz tutmasını engelleyecek bir şeyler varsa onlarda bu tür kitaplardan başka bir şey değildir. Kaldı ki, çerez kitaptı ama o kadar da beklentimi düşürecek kadar bir kitapla da karşılaşmadım. Ben çok sempatik buldum, belki de esas kızı epeyce içselleştirdiğim için olabilir. Kim, baş kahramanı yakın bir arkadaşına benzeyen bir kitabı sevmez ki?

''Cuma günü gelmeden önce ona sormam gereken sorulardan oluşan otuz yedi maddelik bir listem olduğu konusunda onu uyarsan iyi olur.
Sadece otuz yedi mi? Neden yuvarlak hesap kırk değil?
Çünkü soruların sayısının sorularla bir ilgisi yok. İhtiyacım ne kadarsa o kadar sorum var.''


Kitabın konusunu kısaca özet geçmek gerekirse, Josie esas kızımız ve, kitabın adının aksine kesinlikle aşkla yoğurulmuş bir gençlik kitabı değil. Josie'nin inmeli çıkmalı aşk hayatından da bahsetmiyor. Her şey, Josie'nin ablasının -yani Kate- evlenmek gibi bir niyette bulunmasıyla başlıyor. Tamam bunda ne gibi bir sorun çıkabilir ki, değil mi? Bende önce abartıldığını düşündüm ama öyle değil. Neden mi? Çünkü Josie'nin bazı yerlerde haklı sebepleri var ki, bazen Kate'e inanılmaz derecede deli olmamak elde değil. Ama bazen de Josie hakikaten çekilmez oluyor. 
Asıl olayı söylemedim; Josie süper üstün zekalı, yani olaylara bizim baktığımız açıdan bakması için kendinden ödün vermesi gerekiyor. Bunu Josie'den istemek haksızlık olmaz mı?

''Ben işi çözdüm''dedim.
''Aşkı çözemezsin,''dedi uzun sarı saçlarını bir omzundan dalgın dalgın geri atarak.
''Ben her şeyi çözebilirim.'' dedim.
''Hayatında ne kadar fare eti yedin?'' diye sordu Stu dikiz aynasından bakarak.
''Tamam tamam. Çoğu şeyi çözebilirim.''


Josie 15 yaşında, üstün zekalı olduğu için sınıf atlamış ve aynı zamanda üniversiteden yani yukarından ders alanda bir öğrenci. Stu ve Sophie ise onun tek arkadaşları diyebiliriz çünkü diğer arkadaşları biraz, ne bileyim, yakın arkadaş kavramı içerisinde anılmayacak türden. 
Geoff ise, ki aslında tüm kitabın esas oğlanı Geoff olmalı, Josie'nin ablasının nişanlısı. Hayır, hayır, Josie ve Geoff arasında hoşlantı ya da diğer hoş olmayan şeyler olmuyor. Josie Geoff'tan tam anlamıyla nefret ediyor. Ben bunu ablasını başkası ile paylaşmak istememesine bağlıyordum ki, kitabın sonlarına doğru Josie'de bu durumu itiraf ediverdi.

''Biliyorum. Yapacak işlerim var,''dedim.
''Ne yapıyorsun?''
''Zamanla derken kastedilen zamanın matematiksel uzunluğunu belirliyorum.''
''Ne? Beni affetmen o kadar mı sürecek yani?''
''Evet, bu karmaşık bir formül o yüzden lütfen çıktıktan sonra kapıyı kapa.''
Kapı dilinin sesini duyduğumda bilgisayar ekranımı yeniledim ve araştırmama devam ettim: + bilim +ilk görüşte aşk.


Her ne kadar yer yer Josie'nin çok bilmişliğinden yılsam da bu kitap iç ısıtan, çabuk giden ve enteresan bir konuya, kesinlikle çok farklı bakış açısıyla değinen bir kitap olma özelliğini taşıyor. Bazı noktalarda kitaplar hakkındaki değerlendirmemi şu şekilde yaparım : Kitabı okumak için ayırdığım zamana pişman mıyım, yoksa değil miyim? 
Bu kitabı okumak için ayırdığım zamana kesinlikle pişman değilim. Hatta çıtır çerez bir zamanda kafa dağıtmak için okunması gereken kitaplardan birisi olduğunu düşünüyorum.
Bu kitap bana 80-90 civarında çekilmiş gençlik filmlerinin tatlılığını anımsattı.

''Anevrizma, kalp krizi, alerjik reaksiyon geçirmiyorsam ya da erken menopoza girmediysem yalnızca tek bir hayati tehlike taşıyan durumdan muzdarip olabilirdim: Dünya çapında utanç.''

öpücükler xoxo
















Share:

Yabancı - Diana Gabaldon (Outlander #1) | Kitap Yorumu #49

***Tanıtım***
Sene 1945. Eski bir savaş hemşiresi olan Claire Randall, evine dönmüştür. Tekrar bir araya geldiği eşiyle ikinci bir balayına çıkar. Salisbury Düzlüğü’nde bulunan tarihi taş çemberini ziyaret ederler. Bu taşlardan birine dokunan Claire birden kendini, savaş yüzünden yıkılmış ve gruplaşmış sınır baskınlarına maruz kalan İskoçya’da bir yabancı olarak bulur. Sene 1743’tür.

Anlayamadığı güçler tarafından zaman içinde geçmişe savrulan Claire, hayatı için tehdit oluşturabilecek mülk sahipleri ve casusların arasına düşmüştür. Cesur bir İskoç savaşçısı olan James Fraser, Claire’e öyle sınırsız bir aşk sunar ki, genç kadın sadakat ve tutku gibi iki zıt duygunun arasında sıkışıp kalır. Farklı zamanlarda yaşayan ve hiç ortak özellikleri olmayan bu iki adam arasında bir seçim yapması gerekmektedir.


İnce Kapak: 
Sayfa Sayısı: 838
Baskı Yılı: 2010


***Yorum***

''Gecenin karanlığında otuz kilometre yolu at sırtında, kötü yol koşullarında, İskoç etekli adamlar grubu eşliğinde sürdüğünüz atı bir yaralıyla paylaşmayı olay olarak görmediğiniz takdirde, yolculuğun kalanının olaysız geçtiğini söyleyebilirim.''


Bu öyle bir kitaptır ki! Anlatmaya nereden başlasam bilemiyorum. Nereden aldığım ile başlasam iyi olacak. Yine bir gün Epsilon Standında çalışırken... Eskişehir Kitap Günleri'nde edindiğim bir diğer kitaptır kendileri. Tüm yaz, bir kitap daha okuyayım sonra Yabancı'ya başlayacağım diye diye süründürdüğüm kitap olma özelliğini de taşır ayrıca. Çünkü 800 küsür sayfa demek, nereden baksan 3 kitaba eşit demek, insan ister istemez 'hayırdır inşallah' oluyor haliyle. Lakin, boşuna gözümü korkutmuş, boşuna geç kalmışım. Neyse ki sonradan, bütüüün tayfanın Yabancı okuması ile birlikte (hemde neredeyse hepisi orijinal kapak edinmiş, bendeki dizi kapağı) bende zamanı daha fazla geçirmeden okuyayım dedim tabii.

''Yürürken bir anda bir şeyin daha farkına vardım. Bilinmeyen düşmanları olan genç bir kaçak olarak bir yabancıya çok fazla güveniyordu.''

Kitabı kabaca özetlemek gerekirse, Claire isimli esas kızımız var. Tamam burada özetlemeyi bırakmak istiyorum. Claire esas kız olduğu için bütün dengeler onun üzerine kurulu ve tüm kitabı özetleyen cümle bu. ''Claire esas kızdır.'' Diğer özet cümlesi ise, ''Jamie ile tanışır.'' Hah. Tüm 800 sayfa boyunca olan biten aslında, tam anlamıyla bu. Fakat 800 sayfa boyunca bunu nasıl anlatmış, ne olaylar olmuş, derken bir bakıyorsunuz kitap bitmiş. Neyse ki içim kitap bittiğinde hafiften rahat çünkü daha okumam gereken kapkalın bir çok seri devam kitabı bulunmakta. Ayrıca dizisi de var. Yani nereden kaçırsam ipin ucunu oradan toparlayabileceğim bir çok alternatif çıkar yolum mevcut.

''Senin efendinim... Sen benimsin. Kendi ruhumu kaybetmeden seninkine sahip olmam imkansızdı.''


Şimdi, benim için tüm dengeleri altüst eden bir noktadır yukarıdaki alıntı. ''Sen Benimsin'' gördüğünüz üzere. O cümle beni bir aşk kitabında geçen ve beni delicesine irrite eden bir cümle olma özelliğini taşırken, bu kitapta okuduğum anda elim ayağım boşaldı, gözümden bir damlacık yaş süzüldü, içim ısındı bir hoş oldum yani. Kitabın güzelliğinin fevkialadeliğini buradan verebiliriz bence. Ya bakar mısın, kitabın kabaca özetini geçiyordum nereden nereye geldik, hey yavrum hey!

İşte efendim, bu Claire 1945 yılında yaşayan savaş hemşiresidir. Böyle akıllıda bir kadındır. Yani hatta benim tanıdığım en zeki kadın karakterlerden birisi olma özelliğini taşır ki bu durum gerçekten takdire şayan bir durumdur. Çünkü bilirsiniz, genelde aşk kitaplarındaki kızçelere masumcuku oynatırlar, bununla kalmaz, beyni alınmış gibi davrandırttırırlar, böyle aşk sarhoşu ederler kör olurlar. Ama Claire öyle mi? DEĞİL!

''Tanrının adaletine karşı kılıç çekmeye mi cüret ediyorsun? dedi bodur yargıç. Jamie kılıcını tamamen kınından çıkardıktan sonra onun önünde, yere sapladı ve kılıcın kabzası boşlukta sallanmaya başladı.
''Onu bu kadını korumak ve gerçekleri göstermek için çektim. dedi. Eğer burada bunlara karşı çıkan biri varsa onlar benimle görüşmeliler. Tanrı'nın ise sırası gelecek.''


Jamie esas oğlan dedim ya az evvel. Hemde ne esas oğlan... Claire'den 200 yıl evvel yaşayan 23 yaşında körpecik bir İskoç kendileri. Körpecik dedim ama tam olarak körpecik değil, o zamanlara bakacak olursak gayet adam... ADAM BEEE! Jamie fan clup damarım canlandı bak yine. Gerçekten, abartılmamış, kendi çizgisinden şaşmayan, ağırlığı olan, - ki bazen çok ağır- vıcık olmayan bir erkek karakter Jamie. Ve efsanevi bir aşık. Yani her genç kız bence beyaz atlı prensini düşlerken Jamie standardını göz önünde bulundurmalı diyorum. 
Claire, azıcık yerinde duramadığı için, 1945 yılında, ''aa uzakta bir taşlar var, nedir bu taşlar kimin bu taşlar'' diyerek, büyü sonucu 200 yıl geriye ışınlanır('?) yani ışınlanma diyebilir miyiz bilmiyorum ama gayet kadın, göz açıp kapayıncaya dek 200 yıl evvele gidiverdi.

''Bugüne kadar cadılara inanan yaşlı bir kadına hiç rastlamadım, doğrusunu istersen gencine de rastlamadım. Cadılara ve büyücülere inananlar hep erkeklerdir, bunu da kendileri çok doğal ve salak yaratıklar oldukları için yaparlar.''

Velhasıl kelam, kitap 800 sayfa mıydı, hemde ne 800 idi. Ben derslerim ağırlaşmadan okuyayım diye 27 Eylül tarihleri civarında kitaba başladım, ama eve gelip tembellik yapmaktan sadece okulda okuduğumdan dolayı epey süründürdüm. Sürünecek uzatılacak bir kitap değil. Dili çok tatlı, akıcı, hikaye örgüsü desen içine çekiyor: Kendini çok fazla tekrara da düşmüyor.

Gidin, paranıza kıyın ve bu kitabı alın! Tüm serisini alın, kupasını alın, tişörtünü alın her şeyini alın, nokta tanesi kadar pişman olmazsınız!

''İnsanın fiziksel gücünün tükendiği anda bile bedeli ne olursa olsun savaşı bitene kadar dayandığı ve kendini güçlü hissettiği anlar vardı. Bu güce kadınlar doğum yaparken, erkekler de savaş alanında ulaşıyorlardı.
Bu nokta geçildiği anda korku ya da acı kalmıyordu. Yaşam çok basit bir hal alıyordu, sadece yapmaya çalıştığın şeye odaklanıyordun, ya da bunu yapmaya çalışırken ölüyordun ve bu o an için sana bir şey ifade etmiyordu.''


öpücükler xoxo






Share: