Durkheim Öldü! - Arthur Asa Berger | Kitap Yorumu #52

***Tanıtım***1910 yılında, Londra'da, dönemin önde gelen sosyologlarının ve politik aktivistlerinin bir araya geleceği bir konferans toplanacaktır. "Toplumsal İlerleme" teması etrafında gerçekleşecek konferans Londra basınında günler öncesinden yankı bulmuş, gazete sütunlarında konuşmacıların fotoğrafları ve teorik yaklaşımlarını anlatan makaleler arz-ı endam eylemektedir. Fakat konferansa günler kala, tüm zamanların en ünlü dedektifi Sherlock Holmes'ün Baker Sokağı'ndaki evinin kapısı bir kadın tarafından çalınır. Artık yumrukların konuştuğu bir kavgayı ve mücevher hırsızlığını içine alan bir gizem, Holmes ve kadim dostu Dr. Watson tarafından çözülmeyi beklemektedir. İnsan eylemlerini açıklama amacındaki sosyal teori, bu sefer bizzat eylemlerin nedeni olmuştur. Holmes bizzat sosyal teoriyi soruşturmaya başlar, sorguladığı kişiler ise bu teorilerin yaratıcılarıdır: W. E. B. Du Bois, Emile Durkheim, Sigmund Freud, Vladimir Lenin, Georg Simmel, Beatrice Webb ve Max Weber.

Türkçe okurun kitle iletişim ve kültür teorilerinden tanıdığı Arthur Asa Berger, bu sefer bizlere, klasik sosyal teorinin temel figür ve kavramlarını bir kapalı oda polisiyesi formatında sunuyor. Holmes ve Watson, her bir sosyal teorisyenin teorilerini, hayatlarını ve tutkularını bizzat kendi ağızlarından öğrenirlerken ortaya, sosyal bilim öğrencileri ve klasik sosyal teori meraklıları için son derece eğlendirici ve eğitici bir giriş kitabı çıkıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 200
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Heretik Yayıncılık


***Yorum***

''Teori daima teorisyeni açıklamada yardımcı olur.'' diye devam etti Holmes. ''Tabii kendisi de konferans için burada olan ve daha önce bir kaç kez kendisiyle buluşma ayrıcalığına mazhar olduğum saygıdeğer Dr.Freud büyük ihtimalle şeyleri başka bir yolla ele alırdı.
''Freud mu? Onun fikirlerinin tamamen hayal mahsulü olduğunu düşünüyorum...neredeyse peri masallarına benziyorlar'' diye karşı çıktım Holmes'e. ''Zihnimizde onun deyişiyle bilinçdışı diye bir kısmın var olduğu ve onun hakkında, davranışlarımızı şekillendirdiğinden başka bir şey bilemeyeceğimiz fikri bana korkunç zorlama geliyor. Çocukların karşıt cinsteki ebeveynlerini arzuladıklarını söyleyen Ödipus Karmaşası teorisi, çocukluğun ve cinselliğin anlamı üzerine düşünceleri..
Fikirleri bir bütün olarak etkileyici ama ben şahsen ikna edici bulmuyorum. Rüyaların, arzuların gerçekleşmesi olduğu fikrini ise bilhassa kabul etmem zor. Bence onunla senin aranda ortak olan tek şey ikinizin de.. şeye bağımlılık, şeye duyduyğunuz bağımlılık..''
''Kokain.'' diye tamamladı cümlemi Holmes.


Bu kitabın varlığından bile haberdar olmamam beni gerçekten çok üzüyor. Eğer okulda önerilmemiş olsa bunu okumayacak olmam da beni ekstra üzüyor. Her şey okulda ders kitaplarından birisinin bu olmasıyla başladı diyebiliriz sanırım. Yani tam emin değilim ama diyebiliriz bence. O zamana kadar böyle bir kitabın varlığından bihaberdim. Herhalde uzunca bir süre de olmazdım. İlk söylendiği tarihte kitabı edindim ama okuma konusunda, araya kitap ata ata birazcık uzattım denebilir. Neden bilmiyorum sanırım sayfa sayısının azlığı ve ele gelirliğinden dolayı, gözümde çok büyütmedim ve çıtır çerez olarak gördüm. 
Eh sayfa sayısı gerçekten azdı ama çıtır çerez değildi. Normalde başka bir kitabın bu sayfa sayısı azlığında bu kadar çok bilgiyi sıkılmadan damarlarımıza enjekte edebileceğini pek sanmıyorum. Ama yine de bu kitap hakkında bir çok eleştirim var. Nacizane.

Evet, bu tamamiyle Sherlock Holmes hikayesi, ana karakterimiz Sherlock Holmes ve yardımcısı Dr. Watson. - ki zaten bu ikiliyi ayrı düşünmek namümkün- Londra'ya dönemin seçkin profesörleri bir konferans bir buluşma için geliyorlar, fakat orada küçük bir kargaşa peydah oluyor ve sen misin o kargaşayı yaratan. Kitabın geneli, Holmes'ün kargaşanın olduğu mekanda bulunan kişileri sorgulaması ile geçiyor. Tabii bu sorgulanan kişilerin hepsi sosyolojik alanda ihtisas yapmış profesörler olunca iş biraz daha değişik uçlara kayıyor bence. 

''Suçluların hapishaneye konmalarının asıl sebebi onları ıslah etmek değil, bizim ve toplumumuzun ahlaki üstünlüğünü yeniden ve yeniden teyit etmektir.''

Kitabı okurken ne bekledim bilmiyorum ama Holmes'ü biraz daha dişli bekledim. Çünkü karakter olarak Holmes, kendi tabiatı gereğince dişli, kendi zekasının farkında olan, buz gibi bir adam. Tabi ki uçuk kaçık noktaları da yok değil. Bu kitapta Holmes bastırılmıştı. Yani nasıl desem, sosyoloji ile ilgili bilgi empoze edilebilsin diye Holmes, piyon olarak kullanılmıştı. gayet açık, yani sorguya çekiyor, herkes sırayla Holmes'e kendi teorisinin süper über olduğundan bahsediyor, belki bir kaç satır duygularını açıp gidiyor. Genel olarak suç çözümünün olduğu olaylar sürecinde, okuyucuya pek bir şey bırakılmamıştı. Bırakılan şey teorilerdi. Ama asıl öykü içerisine okuyucuya giremiyordu. Yani tamam teorilerin ana konu olduğu bir kitap ama köşede kıyıda da Holmes sorun çözüyor. Yani iki olay arasındaki denge yoktu.
Ve bu beni gerçekten epeeeyce rahatsız etti. Fazla figüran vardı kitapta ya.

''Bazı filozoflar, pek çok insanın asla baştan çıkartılmadıkları, ahlaksız olma fırsatına asla sahip olamadıkları için ahlaklı olduklarını iddia ederler.''


Kitap, Holmes'ün arkadaşı Dr.Watson'ın ağzından anlatılıyordu. Ve inanın bana kitapta replikleri Holmes'tan de fazlaydı. Bu olay benim gözüme çok battı. Yani diyecek bir şey yok. Ha, sadece kötü yönleriyle belirlenecek dengeyi tutturamadığımız bir kitap mıydı? HAYIIR! değildi tabi.
Yani gerçekten teorileri insana belletiyordu. Şahsen daha evvelden bildiğim bir çok bilgi kırıntısı artık kırıntı olmaktan ibaret değil. Daha da fazla, daha da çok. Yani öğretiyor elbette. 
Bir de benim hoşuma giden şey, kitabın ön sözleri oldu. Çevirmenin ön sözü olsun, yazarın olsun bence çok güzeldi. Kitapta okumadan geçmemeniz gereken yerlerden olduğunu düşünüyorum. 
Bunun yanı sıra, kitap hakkında çok küçük bilgi geçecek olursam, Du Bois, Freud, Beatrice Webb, Weber, Lenin, Durkheim gibi adamlar dile geliyordu. Bu noktada bu adamlarla hepsiyle daha sade dilli bir kitapta daha öznel bir şekilde tanışmış olduğum için çok memnunum diyebilirim.

''Feminizm hakkında konuşulan tüm bu şeylerin anlamsız olduğunu düşünüyorum. Hangi kadına sorarsanız sorun, akıllı olmaktan ziyade güzel olmayı tercih edecektir.'' ben de şöyle cevap vermiştim: ''Kesinlikle doğru fakat bunun sebebi erkeklerin çocuğunun aptal ve çok azının kör olmasıdır.''


Kitap hakkında şunları da söylmek isterim, kitap başında karakterlerini tanıttığı gibi sonuna da sözlükçe koymuş. Bende arada bir 'aa bu kelime de neyin nesi?' diye tepki verdiğim anda arka sayfayı çevirip kelimenin uzun açıklamalı halini bulabildim. 200 sayfa içerisine çok fazla şey sığdırılmış. 
Kitabı okuduğum için HİİİÇ pişman DEĞİLİM.
Kitabı okumanızı da ŞİDDETLE öneririm.

öpücükler xoxo





















Share: